We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bergman’ın üç kısa filmi, Cuarón’un temaları ve ‘Roma’

1 0 0
06.07.2021

Alfonso Cuarón’un “Roma” öncesi filmlerini tesadüfen Ingmar Bergman’ın kısa filmleriyle aynı gün izledim. Aralarında ortaklıklar buldum. Bunlardan, Cuarón filmlerinin tema ve evriminden ve de “Roma”dan söz edeceğim.

Cuarón’un bence ana teması, bir insanın diğerine önemli bir bilgi bahşettikten sonra o insanın yaşaması için kendi hayatından vazgeçmesi. Bu ebeveynliğin de tanımı. Onun için ebeveyn gelecek nesil uğruna ölen bir kahraman; Bergman’da da bu böyledir. “Güz Sanatı”nda kızına hiç şefkat göstermemiş anne cezalandırılır. Cuaron da ebeveynleri ya eleştiriyor (Roma) ya bu rolü sahiplenen ve bir insanı yetiştirip ona el verenleri onurlandırıyor.

Cuarón’un “Ananı da” isimli filminde, yetim, çocuksuz ve bunun özlemini duyan, aldatılsa da eşinden belki bu yüzden ayrılamamış Luisa, bir doktor muayenehanesinde ölümcül bir hastalığı olduğunu duymadan az önce doldurduğu bir psikoloji testinden hayatta hiç risk almayan birisi olduğunu öğrenir. O gece kocası sadakatsızlığını itiraf edince, sıkı dost olan iki ergen delikanlıyla erotik, pedagojik ve mistik bir araba yolculuğuna çıkar. Gençlere kendileriyle ilgili en derin gerçeklerle karşılaştıkları bir deneyim yaşatır; yaşamın sörf yapmak (risk almak) olduğunu söyler ve deniz kenarına gitmek üzere vedalaşır. Bu geziden sonra bir daha görüşmeyen arkadaşlar yıllar sonra gene tesadüfen bir muayenehanede karşılaşır. Biri diğerine Luisa’yla ayrılmalarından kısa süre sonra onun öldüğünü, yolculuğu bunu bilerek tasarladığını anlatır. İki eski arkadaş bir daha görüşmeyecekleri gene aşikâr biçimde ayrılır. Luisa delikanlılar için ebeveynden de fazla, bir eğreti gelin olmuştur.

Filmde ruhun miras yoluyla transferi fikri sezilir. Luisa bir yaşlı kadından adaşı olan bir kız çocuğunun yıllar önce sınırı geçerken öldüğünü öğrenir. O Luisa ölmüş, bu Luisa gelmiş, Luisa’nın çocuğu olmasa da izlerinin etkilediği iki delikanlıda yaşayacağı anlatılır gibidir.

Bir dışses, kahramanların filmde duyduğu acıları hayatlarında ilk hangi olay karşısında, ne zaman yaşamış olduklarını anlatır. Duygu belleklerinin çetelesini tutar ve kader çizgisinin varlığını ima eder. Bu dışses bazı sahnelerde hayalimizi farklı zaman dilimleri arasında gezdirir: Araba yol alırken Luisa ilk aşkını trafik kazasında kaybettiğini anlatır. Dışses “10 yıl önce bu yoldan geçiyor olsalardı, birkaç yüz metre ileride bir trafik kazasına rastlayacak, yolda yatan bir ölü ile başında ağlayan kadını göreceklerdi…” der. Kastettiği Luisa’dır. Bu dışses, bir dışses kalmayıp bir sahneye dönüşse film zaman aralıklarında gidip gelen D. Lynch’vari bir tarza evrilebilirdi. Ama yönetmen filmi büyülü gerçekçilikle modernlik arasında konumlamayı seçmiş.

“Son Umut” dünyamızda hiç bitmeyen savaşların kadınları kısırlaştırıp insan türünü tükenmekle tehdit ettiği geleceğin İngiltere’sinde geçer. Yıllardır tek bir doğum vakasınn kaydedilmediği ülkede oğlu ölmüş aktivist bir baba mucizeyle hamile kalmış bir siyahi kadın ile karşılaşır. Kadına bebeğini yaşatmak için gerekirse ölmesi mesajını verir ve onu savaştan kaçırırken kendisi hayatını kaybeder. “Son Umut”ta ebeveyn aktivist baba Theo’dur. Fazla şematik ve didaktik olsa da, neredeyse bütün Cuarón filmleri gibi şiirsel biçimde ‘deniz’de son bulur. Finalde umut simgesi geminin yaklaşması Amarcord’u çağrıştırır.

“Yerçekimi”nde, uzayda arızalanan gemisini onarmakta olan kadın mühendis Ryan’a bir üssün kendilerine çarpacağı ve mürettebatıyla aracı terk etmesi emredilir. Ryan herkesi kurtarmak için gemiyi onarmayı son ana dek sürdürür ve çarpışmaya yakalanırlar. Mürettebat ölür, Ryan uzayın derinliklerine fırlar. Karanlık ve sonsuz boşlukta oksijensiz sürüklenirken mucizeyle sağ kalmış Matt’in telsizini duyar. Matt Ryan’ı kendine bağlar ve başka bir üsse doğru çekmeye başlar. Nefes alamayan Ryan’ı canlı tutmak için yaşamı ve aşkı düşünmeye zorlar. Dünya’daki evi nerededir, bir sevgilisi var mıdır? Dört yaşındaki kızının oynarken başını taşa vurup anlamsızca öldüğünü, iş çıkışı radyo dinleyerek amaçsızca arabasıyla gezdiğini öğrenir. Telsizden bir müzik duyulur. Ölümle yaşam arasında, çelik bir ip ve bir telsizle bağlı, fonda müzik sesiyle arabada gibi yol alırlar. Matt, Ryan’a uzaydan Dünya’daki günbatımını ve güneşi gösterir, gözlerinin rengini sorar. Uzayda romantik bir yol filmidir “Yerçekimi” (‘Ananı da’ daki gibi). Üsse varmak üzere Matt’in yakıtı biter. Yuvarlanarak bir çıkıntıda asılı kalırlar. Aralarındaki bağ güçsüzdür. Matt, kendisini bırakmasını söyler. Ryan onun için ölümü göze almak ister. Matt ölüp ölmemeye kendinin karar veremeyeceği tarzında yarı dini bir yanıt verir. Ama çelişkiyle Ryan’ın yaşaması için kendisi ölümü seçer. Filmde ana rahmini andıran ‘uzay’ ölümden sonra bir yeniden doğma mekânına benzer. Ryan doğmak istemeyen bir bebeğe, ebeveyn rolündeki Matt bundan daha fazlasına bir ‘ebe’ye benzer.

Film, evladı ölen bir ananın yaşamda, uzayda bir astronot gibi kaybolduğunu anlatır. “Yerçekimi”, kayıp anneleri ve öğrenci hareketlerinin yurdu Meksika’dan çıkan kollektif bir bilinçaltının Hollywood’da verdiği bir kaktüs çiçeği. Kuşkusuz “Roma” filminin de öncülü. Ryan ile “Roma”da bebeğini kaybeden Cleo’nun öyküsü tıpatıp aynı. Ryan’ın kızını metaforik olarak uzayda arar gibi olması ile Paco’nun (Roma) kaybolan babasını uzay filminde arar gibi olması çok benzeşir.

Cuarón öykülerini, ölüm veya ayrılıkların big-bangiyle kopmuş aile fertlerinin birer atom gibi soğuyup, kayalaşarak oluşturduğu yeni dünyalarda yaptığı arkeolojik kazılardan çıkarıyor. Eisenstein’ın “Que Vivo Mexico” filminde yerlilerin yüzlerini Aztek kaya yontuları ile yan yana çerçevelediği resimlerdeki gibi. O. Paz “Şairlerin yaşam öyküsü olmaz, onlarınkisi yapıtlarıdır” demişti. Belki gerçekten bazı coğrafyalarda sanatçıların yapıtları değil sadece coğrafi yapıtlar vardır…

N. Oshima’nın “Death by Hanging” filmindeki gibi başkahramana uzayda sürekli bir ölüm provası yaptıran “Yerçekimi” filmi, ölen evladıyla duygu boyutunda kendi de ölmüş olan anneyi (şok terapisiyle) canlandırıp tekrar ‘doğurgan’ hale getirmek ister gibidir. Hatta Ryan’ın kızını annesinin yaşama gücünü artırmak için öldürmüş hissi bırakır. Terapötik ve yarı dinsel boyuttaki senaryo Bergman’ın pedagojisiyle akraba. (“Roma”daki yangın sahnesi C.Dreyer’in “Day of Wrath” filminde cadının yandığı sahneyi de çağrıştırır.)

Uzayda bir romans........

© Kültür Servisi


Get it on Google Play