We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ayıplı mal

3 0 0
11.02.2021

İthaki Yayınları’ndan çıkan Zaman Makinesi çevirisinde o kadar çok yanlış ve eksik var ki, kitap, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Ayıplı Mal” başlıklı 4. maddesinin kapsamına giriyor.

Geçen yazımda H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı adlı romanının İthaki Yayınları’ndan çıkan çevirisinde karşılaştığım kimi yanlışları ve Türkçe bozukluklarını ele almıştım. Bu yazımda Wells’in yine İthaki’den çıkan Zaman Makinesi adlı yapıtında karşıma çıkan çeviri yanlışlarını ortaya koymaya çalışacağım.

İthaki’nin Ağustos 2020 tarihli 12. baskısını temel aldığım bu çeviride burada yalnızca bir bölümüne yer verdiğim o kadar çok yanlış ve eksik var ki, yayınevini üretici, okuru da tüketici olarak kabul edersek sanırım bu yazı herhangi bir çeviri eleştirisi olmanın ötesinde tüketici haklarını savunma bağlamında da ele alınmalı. O yüzden, bu çeviri ile benim Ekim 2017’de İş Kültür Yayınları’ndan çıkan çevirim arasında bir karşılaştırma yapmaktan kaçınacağım. Yalnızca Volkan Gürses imzalı İthaki çevirisindeki kimi yanlışları ve eksikleri gözler önüne sermekle yetineceğim.

***

Bölüm 1

“One of the candles on the mantle was blown out, and the little machine suddenly swung round, became indistinct, was seen as a ghost for a second perhaps, as an eddy of faintly glittering brass and ivory, and it was gone—vanished!”

“Şömine rafındaki mumlardan biri söndü ve küçük makine aniden kendi çevresinde döndü, seçilmez oldu, hafifçe kayıp giden pirinç ve fildişinden bir anafor gibi, sanki bir ikincisinin hayaleti gibi göründü.” (İthaki, Ağustos 2020, s. 35)

Çeviride “bir ikincisinin hayaleti” ile karşılaşınca okur afallıyor. Bu “bir ikincisi” acep ne ola? Oysa “bir ikincisi” falan yok! Özgün metindeki “second”, “ikinci” değil, “saniye”. “For a second” ise “bir an” ya da bir an için” anlamına gelen basit bir deyim.

Uzatmadan söylersek, “… bir an hafifçe parıldayan, pirinçle fildişinden bir hayaleti andıran…” diyor yazar.

Hadi “for a second” ne demek bilmiyorsun; peki, kurduğun cümledeki mantıksızlığın da mı farkına varmıyorsun?

***

Bölüm 1

“Of course,” said the Psychologist, and reassured us. That’s a simple point in psychology. I should have thought of it…”

“Elbette,” dedi Psikolog ve bizleri rahatlattı. […] “Bunu düşünmeliydim…” (İthaki, Ağustos 2020, s. 36)

Çeviride aradaki bir cümle atlanmış: “That’s a simple point in psychology.” Yani: “Bu ruhbilimde basit bir konudur.”

***

Bölüm 2

“He was in the midst of his exposition when the door from the corridor opened slowly and without noise.”

“… Koridor tarafındaki kapı yavaş ve sessizce açıldığında anlatısının ortasındaydı…” (İthaki, Ağustos 2020, s. 41)

Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok: Psikolog kendisinden istenen açıklamayı yapıyor. Burada “exposition”ın “anlatı” gibi bir anlamı yok. “Anlatı”, “narration” ya da “narrative”in karşılığı.

“Açıklamasının ortalarındaydı ki koridorun kapısı usulca ve sessizce açıldı” demek yeterli.

***

Bölüm 3

“The little hands upon the dials that registered my speed raced round faster and faster.”

“… Hızımı kaydeden kadranın üstündeki küçük eller gittikçe daha hızlı dönüyordu…” (İthaki, Ağustos 2020, s. 49)

Yahu, adam diyor ki: “Hızımı gösteren kadranların küçük ibreleri gittikçe daha hızlı dönerek birbiriyle yarışıyordu.”

Kadranın üstünde “eller” ne arasın?

***

Bölüm 4

“And besides, they looked so frail that I could fancy myself flinging the whole dozen of them about like nine-pins.”

“… Üstelik o kadar kırılgan görünüyorlardı ki, onların bütün bir düzinesini toplu iğneler gibi etrafa fırlattığımı hayal edebiliyordum…” (İthaki, Ağustos 2020, s. 55)

Çevirmen, nasıl az önceki örnekte “hands”i görünce hiç düşünmeden “eller” dediyse, bu sefer de “pins”i görünce “toplu iğneler” deyivermiş.

Oysa burada “nine-pins” deniyor; “nine-pins”, “dokuz kuka oyunu” demek. Sizin anlayacağınız, bu cümlede, “… topunu birden dokuz kuka gibi devirebileceğimi…” deniyor.

***

Bölüm 4

“I nodded, pointed to the sun, and gave them such a vivid rendering of a thunderclap as startled them.”

“Başımla onayladım, güneşi gösterdim ve onlara karşılık olarak o kadar canlı bir gök gürlemesi temsili iade ettim ki, irkildiler.” (İthaki, Ağustos 2020, s. 57)

Aman Allahım! Bu nasıl bir Türkçe? “Onlara karşılık olarak canlı bir gök gürlemesi temsili iade etmiş”! İnsan kendini ne kadar zorlasa böyle bir cümle kuramaz…

Oysa yazar çok basit bir şey söylüyor: “… onlara o kadar sahici bir gök gürültüsü sesi çıkardım ki ağızları açık kaldı.”

***

Bölüm 4

“Then came one laughing towards me, carrying a chain of beautiful flowers altogether new to me, and put it about my neck.”

“… Sonra biri gülerek bana doğru geldi, elinde bana hepten yabancı olan çiçeklerden bir zincir tutuyordu ve onu boynuma geçirdi… (İthaki, Ağustos 2020, s. 57)

“… çiçeklerden bir zincir…” Benim bildiğim, “zincir”, birbirine geçmiş bir sıra metal halkadan oluşan bağa denir. Yani “zincir” metal bir nesnedir. Bu cümlede “chain” sözcüğünü “kolye” diye çevirmek gerekiyor:

“Sonra içlerinden biri bana gülerek yaklaştı, hiç bilmediğim olağanüstü güzellikte çiçeklerden bir kolyeyi boynuma taktı.”

***

Bölüm 4

“There I found a seat of some yellow metal that I did not recognize, corroded in places with a kind of pinkish rust and half-smothered in soft moss, the arm-rests cast and filed into the resemblance of griffin’s heads. I sat down on it, and I surveyed the broad view of our old world under the sunset of that long day.”

“Orada ne olduğunu çıkaramadığım sarı madenden bir oturak buldum, yer yer pembemsi bir pasla kaplanmış, yumuşak yosunla yarı yarıya örtülmüştü, kol dayanakları dökümdü ve törpülenerek Grifon kafası şekline büründürülmüştü. Oturdum ve dünyamızın o uzun günün batışı altındaki engin manzarasını incelemeye koyuldum.” (İthaki, Ağustos 2020, s. 63)

Şimdi, efendim, bizde “oturak” deyince akla ilk gelen “lazımlık” olur. “Oturak” demeye ne gerek var ki; yazar açıkça “koltuk” diyor; nitekim az sonra da koltuğun “dirsekliklerinden” ya da “kolluklarından” söz ediyor.

İzleyen cümlede de, çevirideki gibi “dünyamızın” değil, “eski dünyamızın” diyor.

***

Bölüm 4

“… çünkü bizim beceriksiz ellerimizde doğa da utangaç ve hantal. […] Bu anafora rağmen akıntının sürmesidir.” (İthaki, Ağustos 2020, s. 64)

Bu iki cümle arasında köşeli ayraç içinde gösterdiğim yerde bir cümle eksik; atlanmış.

“… because Nature, too, is shy and slow in our clumsy hands. Some day all this will be better organized, and still better. That is the drift of the current in spite of the eddies.

Bir gün bütün bunlar daha iyi örgütlenecek ve daha da iyi olacak.

***

Bölüm 5

“… çaresizlik içinde ağladığımı […] hatırlıyorum. (İthaki, Ağustos 2020, s. 72)

Yukarıda köşeli ayraç içinde belirttiğim yerde koca bir ara cümle atlanmış. Bu eksik ara cümlenin İngilizcesini ve Türkçesini aşağıda veriyorum:

“… and weeping with absolute wretchedness, even anger at the folly of leaving the machine having leaked away with my strength.

“… gücümün makinemi orada bırakmakla yaptığım aptallığa öfke duyamayacağım kadar tükendiğini anımsıyorum.”

***

Bölüm 5

“… içimde neden bu kadar derin bir terk edilmişlik ve keder duygusu taşıdığımı hatırlamaya çalıştım.” (İthaki, Ağustos 2020, s. 72)

Bir “Aman Allahım!” daha. “Keder duygusu” acaba nasıl bir Türkçe? H. G. Wells çevirmeye kalkan biri “keder duygusu” gibi bir Türkçe garabetini kullanabiliyorsa varın siz gerisini düşünün! Keder veriyor insana!

İngilizcesini ve doğru Türkçesini aşağıda okuyabilirsiniz:

“… trying to remember … why I had such a profound sense of desertion and despair.”

“… neden bu kadar derin bir yalnızlık hissettiğimi, neden bu kadar derin bir umarsızlığa kapıldığımı anımsamaya çalıştım.”

***

Bölüm 5

“Zaman Makinemin o kaidenin içinde olduğu sonucunu çıkarmam için çok yoğun bir zihinsel çaba harcamam gerekmiyordu” cümlesini izleyen bir cümle atlanmış. (İthaki, Ağustos 2020, s. 74)

Çeviride eksik olan cümle şöyle:

“But how it got there was a different matter.”

“Ama asıl sorun oraya nasıl girdiğiydi.” Ya da, “Ama oraya nasıl girdiği başka bir sorundu.”

***

Bölüm 5

“I was at first inclined to associate it with the sanitary apparatus of these people.”

“Baştaki eğilimim, bunu bu küçük insanların sağlık cihazlarıyla özdeşleştirmekti.” (İthaki, Ağustos 2020, s. 77)

Benim Zaman Makinesi çevirime temel aldığım, Norton Critical Editions’dan çıkan The Time Machine’deki açıklama notunda, “sanitary apparatus”un “sewage system” olduğu belirtiliyor. Yani: “kanalizasyon sistemi”…

Kaldı ki, daha önceki bir iki cümle dikkatle okunduğunda, “sağlık cihazları” diye bir şeyin söz konusu olamayacağı açık seçik anlaşılıyor.

***

Bölüm 5

“Doğuda gökyüzü aydınlanıp gün ışığı belirince ve canlı renkleri bir kez daha dönünce dünyaya, manzarayı daha keskin gözlerle taradım. […] Yalnızca alacakaranlık mahlukları görünüyordu ortada. (İthaki, Ağustos 2020, s. 82)

Neden devrik çevrildiğini anlayamadığım bu iki kötü cümle arasında köşeli ayraç içinde belirttiğim yerde bir cümle gözden........

© Kültür Servisi


Get it on Google Play