Hangi tehdidi ötekinden ayıracaksın? |
İçeride başlayan çözüm sürecinin resmi savı “İsrail tehdidi” olunca piramitin en tepesine koymak gerekiyor.
Milli güvenliğimizi yakından ilgilendiren tarihi bir iç gelişmenin dışsal gerekçesi...
Böylesi bir girişimin sürekli eşik atlama telaşıyla ilerleyişi söz konusuyken hemen yanı başımızda olup bitenleri bu süreçten ayrı koyamıyoruz.
Hatta hemen yanı başımızda olup bitenleri de dünyanın bir ucundan gelen açıklamalara eklemek kolay oluyor.
Baştan başlayalım, manzaranın net olduğunu ısrarla vurgulamayı sürdürelim.
Süreç iki yıl evvel başlamış olsa da nihai aşamalarına yeni tanıklık ediyoruz. Vitrinde bir silah bırakma süreci varken o günlerde bile ısrarla YPG göndermesi yapılması boşa değildi. İsrail-YPG hattı o günlerde işaret edilmişti ve ben ısrarla bu köşede güvenlik kaynaklarından çerçevesi çizilen resmi tezin altının epey dolu olduğuna dikkat çekmiş, kimi tepkilere rağmen yazıları sürdürmüştüm.
Sürecin komisyon raporu aşamasında sorunlar yumağı varmış gibi görünen ve duraksamayı andıran gelişmeler yaşandı.
MHP ve DEM Parti’nin ilk günlere göre ayrıştıkları yazıldı, çizildi. Oysaki çizilen çerçeve en baştan farklı yönlerde ilerledi.
Resmi tezin İsrail tehdidiyle anlatıldığı yerde elbette silah bırakma çağrısı PKK’yı kapsadığı gibi terör örgütünün Suriye kolunu da kapsayacaktı. Aksi düşünülemez, bilmezden gelinemezdi. Konu sınır ve ötesinin güvenliğiydi...
Hatta bu konuda YPG’ye bir manevra alanı da verilmişti, silah bırakmıyorsa Suriye ordusuna entegre olmak...
Bu çerçeve tarafları 10 Mart mutabakat masasına götürdü ve maddeler imzalandı. Lakin YPG’nin bunu işler kılacak ne zamanı ne de niyeti vardı.
Halep’in iki mahallesine sıkışan........