SIRBİSTAN'DAN SELAMLAR

SIRBİSTAN'DAN SELAMLAR

Geçen hafta “Gönüllerde Bayram Temizliği” başlıklı yazımda değindiğim gibi, bayramlar bazen ziyaret, sohbet, dertleşme bazen de uzaklaşıp gitmeye ve kafa dinlemeye vesile... Biz de kafa dinlemek için uzaklardayız yine. 3 yıldır çocuklarımla, Asya’daki Atayurtlarımıza yaptığımız seyahatlerden sonra, Avrupa’da bir süreliğine de olsa, bize yurtluk etmiş topraklardayız bu sene.*Bazı şehirlerde sadece ayaklarınız ile gezmezsiniz, hafızanız ile de gezersiniz. Sırbistan’ın başkenti Belgrad da öyle bir şehir… Belgrad sokaklarında yürürken, sadece bir Avrupa başkentinde gezmiyordum. Tarihin kırıldığı, orduların ve medeniyetlerin çarpıştığı bir coğrafyanın izleri arasında dolaşıyordum. Kalemim not alırken, zihnim bir tarih talebesi gibi geçmişi kurcalıyordu.*Tuna ile Sava nehirlerinin birleştiği yerde, 2300 yıl kadar önce kurulan Belgrad, sıradan bir şehir değil. Asırlar boyunca Keltler’den, Roma’ya kadar birçok devletin hedefi olmuş. Yüz defadan fazla saldırıya uğramış, kırk defadan fazla işgal ve istila edilmiş. Sonraki yüzyıllarda ise Osmanlı ile Avusturya arasında defalarca el değiştiren bir sınır kapısı olmuş. Toprağına baktığınızda savaş, surlarına baktığınızda inat görüyorsunuz. Çünkü bu şehir sadece askerî değil, zihinsel mücadelelerin de merkezi olmuş.*Bir dönem Osmanlı’nın Avrupa’ya açılan kapılarından biri olan Belgrad, Karlofça ve Pasarofça gibi anlaşmaların gölgesini hâlâ taşıyor. Önceki yazılarımda değindiğim üzere, tarih kitaplarında birkaç satırla okuduğumuz konuların aslında ne kadar büyük kırılmalar olduğunu daha iyi anlıyor insan, gezip görünce. *Bazen masa başında atılan bir imza, cephede yapılan savaşlardan daha ağır sonuçlar doğurabiliyor. 1699 tarihli Karlofça Antlaşması, Osmanlı’nın Avrupa karşısında ilk büyük geri çekilişi olarak kabul edilir. 1718 yılında yapılan Pasarofça Antlaşması ile kaybetmeye devam ederken, ardından 1739 yılında yapılan Belgrad Antlaşması ile kaybettiğimiz toprakların bir kısmını geri almış olsak da artık eski dengelerin bozulmuş olduğu görülür. Çünkü meselenin toprak kaybetmek değil, zamanın ruhunu kaçırmak olduğu anlaşılır.*Burada önemli olan........

© Konya'nın Sesi