Homosistein Yüksekliğine Kişileştirilmiş Beslenme

Son zamanlarda çevremizde çok fazla kalp krizi öyküsü duyuyoruz. Genç, yaşlı, kadın, erkek fark etmeksizin bir kalp krizi öyküsü karşımıza çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü ve küresel sağlık istatistiklerine göre, kardiyovasküler hastalıklar dünyada 1. sırada yer alan ölüm nedeni. Kalp rahatsızlıkları denilince de akla hep yüksek kolesterol gelir. Bana göre modern tıbbın ve popüler sağlık kültürünün en büyük "kör noktalarından" biridir bu. Kolesterol (özellikle LDL), damar tıkanıklığının "sıvası" ise, yüksek homosistein o damar duvarını tahriş eden "asittir." Birine odaklanıp diğerini görmezden gelmek, maalesef son yıllarda artan ani kalp krizlerinin arkasındaki temel nedenlerden biri olabilir. Kolesterol aslında damar hasar gördüğünde orayı onarmak için gelen bir tamir malzemesidir. Homosistein yüksekliği damar duvarını aşındırıp hasar oluşturduğunda, vücut bu hasarı kapatmak için oraya kolesterol gönderir. Biz testlerde kolesterolü yüksek görünce onu suçlarız; oysa bazen asıl suçlu, o yarayı en başta açan ve genelde kanda seviyesine rutin olarak pek bakmadığımız homosisteindir.

Homosistein Nedir?Homosistein vücudunuzda  protein metabolizması sırasında doğal olarak üretilen bu amino asittir. B12 vitamini, B6 vitamini ve folik asit, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu diğer kimyasalları üretmek için homosisteini parçalar. Aslında homosistein, vücudun kendi içinde ürettiği ara moleküldür. Baktığımızda harika bir oganizasyon, gerekli elemanlar varsa tıkır tıkır işler. Ama bu organizasyondan bir eleman bile eksilse sistem hata vermeye başlar. Özellikle homosistein seviyeleri yükselir. Sorun homosisteinin varlığı değil, "dönüşememesi" ve kanda birikmesidir. 

Homosistein Ne Zaman Yükselir?Kanda homosistein yükselişinin temelinde ham madde eksikliği veya genetik kısıtlamalar (MTHFR gen varyasyonu) yatar. En yaygın sebep, homosisteini zararsız maddelere dönüştürmekle görevli olan B12, B6 ve folik asit vitaminlerinin vücutta yetersiz bulunmasıdır. Modern yaşamın getirdiği aşırı kahve ve alkol tüketimi, sigara kullanımı, kronik stres, uzun süreli mide koruyucu veya şeker ilacı kullanımı, yaşlanmaya bağlı böbrek fonksiyonlarındaki doğal azalmalar, homosisteinin vücuttan uzaklaştırılmasını engelleyerek bu aşındırıcı ara molekülün damarlarda serbestçe dolaşmasına zemin hazırlar. Ancak, MTHFR gen varyasyonu bu tablonun "başrol oyuncusu" ve kök nedenidir. 

MTHFR Gen Varyasyonu Nedir?MTHFR geni, yediğimiz gıdalardaki folik asiti vücudun kullanabileceği aktif formuna dönüştüren enzimi üretir. Eğer MTHFR geninizde varyasyon varsa yani orjinalinden farklılık taşıyorsa, bu farklılık içeren genden türeyen enzimde %30 ila %70 oranında daha yavaş çalışır. Bu enzimin yetersizliği, folik asit seviyesinin düşmesine ve vücudunuzda homosistein seviyesinin artışını sebep olur.MTHFR varyasyonu olan bireylerde folik asit döngüsü yavaşladığında, bu durum bağırsak ortamında kritik değişimleri tetikler. Bağırsak mikrobiyomu, kendi başına B vitaminleri (folat, B12, B6) sentezleme yeteneğine sahip devasa bir fabrika gibidir. MTHFR mutasyonu nedeniyle metilasyon kapasitesi düşük olan bir bireyde, vücut bu açığı kapatmak için mikrobiyal kaynaklı folik asite daha fazla ihtiyaç duyar. Ancak metilasyonun bozulması, bağırsak epitel hücrelerinin yenilenmesini ve mukus üretimini yavaşlatarak "geçirgen bağırsak" riskini artırabilir. Bu durum, mikrobiyomun kompozisyonunu değiştirerek faydalı türlerin azalmasına ve iltihaplanmayı tetikleyen türlerin artmasına neden olan bir kısır döngü yaratır.

Kişiselleştirilmiş BeslenmeSon yirmi yılda, kişiselleştirilmiş beslenme olarak bilinen bir beslenme müdahale stratejisi ortaya çıkmıştır. Kişiselleştirilmiş beslenme, her bireyin beslenmesindeki yiyeceklere verdiği yanıtın önemli ölçüde farklılık gösterebileceği anlayışına dayanarak geliştirilmiştir.  Kişiselleştirilmiş beslenme, bir bireyin bir besine verdiği benzersiz yanıtı tahmin ederek onun sağlığını iyileştirmek için dizaynedilir.Kişiselleştirilmiş beslenmenin en dinamik katmanı olan mikrobiyom analizi, beslenme biliminde "kara kutunun" açılması gibi bir etki oluşturmuştur. Modern çalışmalarda mikrobiyom, sadece bağırsaktaki bakteri varlığını listeleyen bir rapor olmaktan çıkıp, gıdaların vücutta nasıl işleneceğini belirleyen bir "metabolik karar merkezi" olarak görülmektedir. Mikrobiyom verileri diyeti şekillendirirken, bireye sadece "neyi yemesi gerektiği" değil, "neyi neyle birlikte yemesi gerektiği" konusunda da stratejik bilgiler sunar. 

MTHFR mutasyonu olan bireyler için kişiselleştirilmiş beslenme, vücudun en temel biyokimyasal çarkı olan metilasyon döngüsünü ayakta tutmak adına hayati bir zorunluluktur. Bu genetik varyasyona sahip kişilerde standart beslenme rehberleri yetersiz kalmaktadır; çünkü bu bireylerin vücudu, endüstriyel gıdalarda ve yaygın takviyelerde bulunan sentetik "folik asit" formunu işleyemez. Kişiselleştirilmiş bir yaklaşım, bu sentetik yükü diyetten ayıklayarak yerine doğrudan kullanılabilen doğal folik asiti koyar ve böylece damarları aşındıran homosistein birikimini engeller.

Homosistein Seviyesi Yüksek Olanlar İçin Beslenme RehberiHomosistein seviyesi yüksek olan bireyler mutfağında, vücudun doğrudan kullanabileceği doğal folik asit kaynakları olan ıspanak, kuşkonmaz ve roka gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler ile homosisteini düşürmek için alternatif metabolik yolları aktive eden yumurta sarısı (kolin) ve pancar (betain) gibi metil donörü gıdalara yer açmalıdır. Buna karşın, en büyük tehlikeyi beyaz un, paketli makarnalar ve kahvaltılık gevrekler gibi sentetik "folik asit" ile zenginleştirilmiş işlenmiş gıdalar oluşturur. Ayrıca, karaciğerde oluşturabileceği hasar adına, alkol ve aşırı kafeinden uzak durulmalı, detoks kapasitesini artırmak için soğan ve sarımsak gibi sülfürlü sebzeler ile bağırsakta B vitamini sentezini destekleyen fermente gıdalar beslenme planının merkezine konulmalıdır. Artık sadece "sağlıklı beslenmek" yetmiyor; kendi genetik ve metabolik şifremize göre "doğru gıdayı, doğru zamanda, doğru miktarda" almamız gereken bir çağa giriyoruz. 


© Konya'nın Sesi