Besinin Enerjisi Bizim Enerjimizi Söndürür Mü?
Günümüz Dünyası gıdayı, soyulmuş soğana çevrilmiş, paketlenmiş ve gerçek değerini kalori hesaplarının içine hapsetmiş durumda bize sunmakta. Tabağımıza baktığımızda sadece protein, karbonhidrat veya yağ görüyoruz. Peki ya o tabağın bir ruhu, bir belleği ve bize fısıldadığı bir öyküsü varsa? Eleni Michopoulou ve arkadaşlarının, yiyecek ve maneviyat arasındaki ilişkiyi inceleyerek kaleme aldıkları makalelerinde, beslenmenin sadece biyolojik bir zorunluluk değil, varoluşsal bir köprü olduğu belirtiliyor. Makaleyi okuyunca şu soruyu kendime sordum: Yediğimiz besinin enerjisi, bizim içsel enerjimizi besliyor mu yoksa onu söndürüyor mu?
Literatürde "yiyeceğin enerjisi" kavramı, geleneksel inanç sistemlerinden modern biyofiziksel ve biyokimyasal araştırmalara kadar detaylıca ele alınarak, esrarengiz bir tanım olmaktan çıkıp bilimsel bir temele oturmaktadır. Fritz-Albert Popp tarafından geliştirilen biyofoton teorisi, taze ve organik gıdaların hücreler arası iletişimde rol oynayan "kuantum sinyalleri" yaydığını ve bu ışık enerjisinin tüketen kişiye bir bilgi aktarımı sağladığını savunur. Yani biz üzümü yerken, sadece onun vitamin, mineral ve lifini değil, onun aldığı güneşi, mikrobiyomunu, toprağın bereketini ve büyüme sürecindeki o "hayat enerjisini" de bünyemize katıyoruz. Epigenetik alan ise besinleri genlerimize direktif veren "veri seti" olarak tanımlayarak biyokimyasal süreçleri nasıl aktive ettiklerini incelemektedir. Bağırsak mikrobiyotası tarafından liflerin fermente edilmesiyle üretilen kısa zincirli yağ asitlerinin hem fiziksel enerji sağladığı hem de beyin-bağırsak yolu üzerinden ruh halimizi düzenlediği görülmektedir. Yani, bilimsel literatür, bir gıdanın kalitesini sadece kalori veya besin içerik değeriyle değil, taşıdığı hücresel ışık, genetik mesaj ve mikrobiyal metabolitler gibi "canlılık" ve "veri oluşturabilme" parametreleri üzerinden, bütüncül bir enerji........
