menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ESKİ RAMAZANLAR

437 0
26.02.2026

“Ah, o eski Ramazanlar…” diye başlıyor cümlelerimiz, ardından derin bir iç çekiyoruz. Sanki geçmiş bütünüyle güzeldi de bugün elimizde kalan sadece eksikler… Peki, gerçekten öyle mi? Eski Ramazanlarda olup da bugün kaybettiğimiz şey ne? Yoksa kaybettiğimiz Ramazan değil de ruh hâlimiz mi? Boykot edilen markanın reklamından anlıyoruz aslında neyin eksik olduğunu. Bizi nereden fethedeceklerini çok iyi bilmişler ve gönüllere dokunan bir reklam çekmişler. Gönüllerin, sevginin, muhabbetin ve insanlığın aynı sofralarda birleştiği zamanlar asıl özlemimiz. 

“Oruç ile açların hâlini anlıyoruz” diye başlıyor klişe cümlelerimiz. Oysa akşama muhteşem yemekler yiyeceğini bilen bir insanın açlığı ile yiyecek bir şeyi olmayan ve yiyeceğe ulaşıp ulaşamayacağını bilmeden umutsuzca bekleyen insanın açlığı bir midir? Bizim açlığımızın bir saati vardır; onların açlığının belirsizliği. Biz susuzluğun bitiş vaktini biliriz, onlar suya kavuşup kavuşamayacaklarını bile bilmezler. Bizim iftarımız ve sahurumuz vardır; onların hayalleri ve umutları. Oysa oruç açların halini anlamak değil, aç olan insanın yoksunluğunu çaresizliğini anlamaktan bile aciz olduğumuzu idrak etmektir. 

Oruç açlıkla birlikte insanın takatini düşüren, takatinin düşmesi ile birlikte kibir, dedikodu, fitne, fesat, hırs emarelerinde de bir azalma meydana getiren veya getirmesi beklenen; nimetin değerini öğreten, şükrü büyüten bir ibadettir. Orucu oruç yapan gündüzünde güler bir yüz, güzel bir söz, bir selam. Aksam teravihte yan yana duran hoş kokulu, hoş görünümlü tertemiz insanlar. Yemekte bir araya gelerek tatlı sohbet ve muhabbetler, büyüğümüze hürmetin, küçüğümüze şefkatin sofrada belirtisi. 

Fakat oruç ile birlikte iki insan tipi var ki düşündürüyor beni.

Birincisi, gündüz sadece aç kalan ama öfkesini dizginlemeyen; trafikte taşkınlık yapan, sıra kaynatan, yalan söyleyen, yüksek sesle insanları rahatsız eden, yol gasp eden, kaldırım işgal eden, çevreyi kirleten, sözünde durmayan, malın değerini düşüren veya yükselten, israf eden, küfreden, hile ve bozgunculuk yapan insan. Belki diliyle yapıyor bunları, belki de sosyal medya veya reklam aracılığıyla. Aç kalmaya dikkat ediyor da kul hakkına dikkat etmiyor. Oysa Yüce Kitabımızda “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En‘âm, 162) buyuruluyor. İbadetlerin sadece Allah için olması gerektiğini; sizin orucunuzun, namazınızın insanlar için hiçbir şey ifade etmediğini; insanlar için ifade eden değerlerinizin yukarıda bahsi geçen kurallar olması gerektiğinden söz ediyor. Tabii ki böyle insanlar için aklımıza Resulün şu sözü geliyor;  “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir. Aynı zamanda şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş bir hâlde gelir. Bunun üzerine iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yüklenir. Sonra da cehenneme atılır.” 

İkincisi ise hem oruç tutmaz, hem yukarıda saydığımız kötü işleri yapar, hem de oruçlulara laf atar, insanların inanışlarına saygı göstermeyen tip insanlar. Oysa bu topraklarda bir zamanlar lokantaların camlarına gazete kâğıdı çekilir, sokakta yiyip içmemeye özen gösterilirdi. İstanbul’da oynanacak Fenerbahçe-N. Forest FC maçı öncesi İngiliz takımının taraftarına Ramazan’a saygı çağrısı yapılırken, aynı kültürün insanlarının birbirine tahammülsüzlüğü ne kadar düşündürücü. Avrupa’da bir fabrikada, oruçlu arkadaşlarının yanında yememek için hassasiyet gösteren insanlar varken, kendi ülkemizde birbirimize bu kadar hoyrat olmamız neyle izah edilir? Siz hürmet edin ki size de hürmet edilsin, siz başkasının değerlerine saygı gösterin ki başkaları da sizin değerlerinize saygı göstersin. 

Asıl mesele Ramazanı “nerede o eski Ramazanlar” diye yâd edip hasret çekmek yerine,  eski kültürün güzelliklerini alıp, üstüne yenilerini ekleyerek daha güzele ulaşabilmek, o güzel ahlâkı yeniden diriltebilmek, güzellikleri bugün yeniden inşa etmek için uğraşmaktır. 


© Konya'nın Sesi