menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ALDANMAK

524 0
07.04.2026

Aldanıyoruz, aldanıyorsunuz, aldanıyorlar diye başlıyor cümleler. Herkes diğer tarafın aldattığından bahsediyor. Gözümüzün içine sokuyorlar aldatanları. Peki ya aynı işlemi yapanlar, neden kendilerinden bahsetmiyorlar. Ya da aldatan neden utanmıyor da pişkinlik gösteriyor ülkemde. Vatandaş olarak pür dikkat kesiliyoruz aldatanlara. Ama elimizden bir şey gelmiyor ve sadece seyirci olarak izliyoruz. Kim doğru söylüyor, kim kandırıyor, hayatımız bunu tespit etmekle heba oluyor. Büyüklerimiz doğuştan başlıyor “gözünü açacaksın” diye, ancak gözünü açmaktan yoruldu bu ülkenin insanı.  

Sevgilisini danışman yapmaya çalışan İtalya Kültür Bakanı durum öğrenilince özür diliyor, istifa etmeye çalışıyor da, bizdekiler kılıf bulmaya çalışıyor. 

“Halkını aldatan yöneticiler, düşman ordusundan daha tehlikelidir.” diyor Amerika bağımsızlık bildirgesinin başyazarı Thomas Jefferson. Kandırılmak artık günlük hayatın olağan parçası. En acısı da bunu kanıksamamız.Bir kısım “laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor, kadınlar araba bile süremeyecek”; diğer kısım “İstanbul seçimlerini biz kazanırsak Gazze kazanacak” diyor. Peki, böyle bir ortamda halkın nasıl davranmasını, ne yapmasını beklersiniz? Belediyeler asli görevlerini bırakmış, konserlerle, şenliklerle, hediyelerle göz boyuyor. Bir belediye 43 bin şişelik içki ihalesine çıkıyor, işçiler maaşlarını alamayıp eve erzak götüremedikleri için greve gidiyor, ama başkan tatile çıkıyor. Bu da yetmiyor kamu kaynakları otel odasında tüketiliyor. 

Muhalifler sevgililerini, akrabalarını işe alıyor diye çıkarıyorsunuz haberleri ama bu fırsatı veren kanunları neden iptal etmiyorsunuz. Yoksa sizde mi tanıdıkları işe alıyorsunuz? Hadi bugünden tezi yok kamu personel alımlarında akraba, tanıdık, sevgili kayırmacılığının önünü kesin. Var mısınız? Eğer yapamıyorsanız oy kazanmak için bize şikâyet etmeyin, eliyle düzeltebilecek olan, yetki sahibi olan sizsiniz. 

Biri çıkmış ‘Hiç endişeniz olmasın, emanetiniz emin ve ehil ellerdedir; liyakatli kadrolar iş başındadır’ diyerek milleti teskin etmeye çalışıyor. Ama bu millet teskin edilmek değil, icraat görmek istiyor. Kadroların eşe dosta pay edilmediğinden, milletin alın teriyle toplanan paraların seyahatlerde, otel odalarında ve şatafatta hoyratça harcanmadığından emin olmak istiyor. 

“Gel, vatandaş gel” şenlik var, konser var, hediyeleşme var diyorlar. Sanki vatandaş konser yapın, şenlik yapın diye kurumların kapısında yatıyor. Peki ya buralara harcadığınız paralarla üst geçit yapılamadığı için karşıdan karşıya geçerken can veren çocuk? O küçücük bedeni toprağa gömen annenin feryadı! Hangi konserle, hangi içkiyle, hangi hediyeyle dinecek? Sadece bir belediyenin 3 yıllık konser harcaması 154 milyon lira. Bir düşünün! Eşe dosta dağıtılan maaşlar, akraba kayırmacılığıyla doldurulan kadrolar, otel odalarında harcanan paralar, şatafat uğruna savrulan milyonlar… Peki, bunlarla kaç alt ve üst geçit yapılabilir. Bu parayla kaç can kurtarılabilir. Kaç annenin gözyaşı diner, kaç ocağa umut olur? Bu milletin alın teri, vergisi, umudu, gösterişe değil, hayata harcansın. Tüm halkın parası çarçur edilmesin. 

Heyhat! Ülkemde tarafgirlik öyle bir noktaya varmış ki, parayı otel odasında yiyen yiyor da, arkasından gidenler ayyuka çıkmış yanlışları bile ‘demokrasi’ diye millete yutturmaya çalışıyorlar.

Artık bu millet birilerinin suçunu ortaya çıkaracak haberler değil, hesap soracak bir adalet ve bu işlemlerin önünü kesen kanunlar görmek istiyor. Hani Hz. Ömer’in adaleti? Hani “Fırat’ın kenarında bir koyunu kurt kapsa, hesabı Ömer’den sorulur” diyen anlayış? Nereye gömdüler o vicdanı?

Durumumuzu anlatan acı bir örnekle kapatalım yazıyı: “Beş yaşında bir çocuk balkondan düşüyor. Yerde acı içinde kıvranıyor; kolu bacağı kırılmış. Oradan geçen tonton bir amca gülümseyerek çocuğun yanına geliyor. Çocuğu tutup hastaneye götürmesini beklerken, o cebinden bir balon ve şeker çıkarıp çocuğa uzatıyor.”

İşte bugün halkın yaşadığı tablo tam olarak budur. İnsanların ekonomik sorunlarına, geçim derdine, adalet ve iş arayışına çözüm üretmek yerine; şeker ve balonlarla oyalanıyoruz. 


© Konya'nın Sesi