İKİNCİ FÜZE… TÜRKİYE KAÇINCI FÜZEDE SAVAŞA GİRER? |
Bu köşede son haftalarda Ortadoğu’daki gelişmeleri defalarca yazdım.
“Füze tutmadıysa sırada Azerbaycan mı?” diye sorduk.
“ABD Ortadoğu’yu kaybediyor mu?” başlığını attık.
Ama her yazıda aynı noktaya dikkat çektim:
ORTADOĞU’DAKİ SAVAŞLAR ÇOĞU ZAMAN CEPHEDE BAŞLAMAZ.
Bazen bir provokasyonla başlar. Bazen bir algı operasyonuyla büyür.
Bazen de kaynağı belirsiz bir füze, koca bir coğrafyanın kaderini değiştirebilir.
Dün gündeme düşen haber tam da bu nedenle dikkat çekiciydi.
Türkiye’ye doğru gelen ikinci bir füze haberi…
NATO’nun “füzeyi biz vurduk” açıklaması…
Ardından İran’dan gelen bambaşka bir iddia…
İran Devrim Muhafızları bu füzenin İran’dan değil, Kuzey Irak’taki bir Mossad karargâhından atıldığını ve bu bilginin Türkiye’ye iletildiğini açıkladı.
İşte tam bu noktada sorulması gereken soru:
BU GERÇEKTEN BİR FÜZE MESELESİ Mİ… YOKSA TÜRKİYE’Yİ SAVAŞIN İÇİNE ÇEKECEK DAHA BÜYÜK BİR OYUN MU?
Çünkü bugün Ortadoğu’da yaşanan savaş yalnızca İran ile İsrail arasındaki bir çatışma değildir.
Bu savaşın arkasında çok daha büyük bir denklem vardır.
Enerji yolları… Petrol düzeni… Ticaret hatları…
Ve bu denklemin merkezinde Hürmüz Boğazı bulunuyor.
Dünya petrolünün önemli bir bölümü bu dar geçitten geçiyor.
Küresel gübre üretiminin kritik kısmı bu bölgeden sağlanıyor.
Körfez ülkelerinin su ihtiyacının büyük bölümü ise tuzdan arındırma tesislerine bağlı.
BU NEDENLE HÜRMÜZ YALNIZCA ORTADOĞU’NUN DEĞİL, DÜNYA EKONOMİSİNİN BOĞAZIDIR.
Bu hat kesildiğinde yalnızca petrol fiyatları yükselmez.
Enflasyon yükselir. Faizler artar. Küresel ticaret sarsılır.
İşte bu nedenle bugün yaşanan savaş yalnızca askeri bir savaş değildir.
BU AYNI ZAMANDA BİR KAYNAK SAVAŞIDIR.
Bugün sahaya baktığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
İran ağır bir yıkım yaşıyor.
Petrol depoları vuruluyor. Askeri tesisler hedef alınıyor. Şehirler ciddi bir tahribat görüyor.
AMA BÜTÜN BU SALDIRILARA RAĞMEN REJİM HÂLÂ AYAKTA.
Bir ülkenin altyapısını vurabilirsiniz.
Ekonomisini zayıflatabilirsiniz.
Şehirlerini harap edebilirsiniz.
AMA BİR REJİMİ YIKMAK ÇOK DAHA ZOR BİR İŞTİR.
İran’ın sistemi klasik bir devlet yapısından farklıdır.
Devrim ideolojisi üzerine kurulmuş çok katmanlı bir yapıdan söz ediyoruz.
Bu nedenle İran maddi olarak büyük bir yıkım yaşayabilir.
Ama sisler dağıldığında şu tablo ortaya çıkabilir:
YIKILMIŞ BİR ÜLKE… AMA AYAKTA KALMIŞ BİR REJİM.
Çünkü savaş uzadıkça devreye giren yeni bir faktör var:
İran için zaman direnmenin aracıdır.
Ama Amerika için zaman siyasi bir risktir.
Donald Trump bir yandan “savaşı kazandık” açıklamaları yapıyor.
Diğer yandan bölgeye yeni uçak gemileri gönderiliyor.
EĞER GERÇEKTEN KAZANILMIŞ BİR SAVAŞ VARSA, NEDEN ASKERİ YIĞINAK BÜYÜYOR?
Plan hızlı bir çöküştü.
Kısa bombardıman… hızlı siyasi kırılma… rejimin çözülmesi…
Ama İran teslim olmadı.
Ve savaş uzadıkça başka bir soru ortaya çıkıyor:
BU SAVAŞIN KARA GÜCÜ KİM OLACAK?
Ortadoğu’da güçlü kara ordularına baktığımızda tablo nettir:
TÜRKİYE VE AZERBAYCAN.
Bu nedenle bazı provokasyonların amacı yalnızca bir füze olmayabilir.
Türkiye’yi bu savaşın içine çekmek olabilir.
Ama burada unutulmaması gereken bir gerçek var:
TÜRKİYE SIRADAN BİR DEVLET DEĞİLDİR.
Bu devlet yüzyılların devlet aklına sahiptir.
Bu coğrafyada savaşın ne anlama geldiğini çok iyi bilir.
Bu yüzden Türkiye için en doğru duruş nettir:
TÜRKİYE BU OYUNA NE GELİR… NE DE GETİRTİR.
Hepinizi Allah c.c. emanet ediyorum.