SAVAŞMAYIN LEYNNN!
Ortadoğu yine bildiğimiz gibi… Kaynıyor. Ama öyle böyle değil, bildiğin düdüklü tencere gibi: kapağı tutan varsa helal olsun. Her yer alev alev, biz ise evde çay demlemişiz, televizyonda haber izlerken “ulan yine ne oldu?” diye kumandayı sıkıyoruz.
Geçen gün Şadi babayla oturduk, mevzuyu enine boyuna yatırdık. Şadi’nin yüzü düşünce ben anladım: ya altınlar gitmiştir ya da traktör getmiştir. Meğer ikisi de değilmiş.
“Altınları bozdurdum,” dedi.
“Ne yaptın?” dedim, gözlerim faltaşı gibi.
Bir an sustum. İçimden dedim ki: Şadi bu hamleyi ya tarihe geçecek ya da köy kahvesinde yıllarca anlatılacak. Meğer adam stratejik dehaymış! Günler önce bozdurmuş altını. Bugün bozdursa… geçmiş olsun. Altın düşmüş fiyatlar çökmüş. Şadi resmen ekonomik ninja çıktı.
Market mi? Zam.Benzin mi? Zam üstüne zam.Motorin? Artık litreyle değil, duygularla satılıyor.
Arabayı yeni aldım, hevesle anahtarı çevirdim… sonra akaryakıt fiyatlarını gördüm. Kontağı kapattım. Arabayla göz göze geldik. O bana bakıyor, ben ona. İçimden diyorum ki: “Kusura bakma kardeşim, seni biraz vitrinlik kullanacağız.”
Arabayı alınca “arabam var” diye hava atardık, şimdi “arabayı park ettim, hiç kullanmıyorum” demek daha havalı. Çünkü kullanabilen zengin kategorisine giriyor.
Şadi diyor ki:“Traktöre mazot koymaya korkuyorum.”
Dedim ki:“Şadi, traktörü müzeye verelim, ‘Bir Zamanlar Çalışıyordu’ diye sergileyelim.”
Durum o noktaya geldi.
Bakın işin şakası bir yana, zincirleme gidiyor bu işler. Orada bir yerlerde biri düğmeye basıyor, burada bizim mutfakta tencere daha az kaynıyor. Orada bir roket atılıyor, burada bizim cebimize görünmez bir roket giriyor. Ekonomi dediğin şey zaten domino taşı gibi; biri devrildi mi, gerisi “tak tak tak” gidiyor.
Biz vatandaş olarak ne istiyoruz?Çok basit:
Sabah kalktığımızda akaryakıt fiyatını kalp çarpıntısıyla öğrenmeyelim.Markete girince “acaba bu ürün hâlâ burada mı” diye endişelenmeyelim.Arabaya binerken kredi çekme ihtiyacı hissetmeyelim.
Yani kısacası…Biraz huzur, biraz denge, biraz da mazot indirimi.
O yüzden buradan yetkililere, liderlere, uzaktan yakından kim duyuyorsa sesleniyorum:
Bakın Şadi traktör aldı, ben arabaya binemiyorum. Daha ne olsun? Dünya barışı için bundan daha güçlü bir argüman olabilir mi?
Yarın bir gün ekmek alırken “taksit yapıyor musunuz?” diye sorarsak şaşırmayın. Çünkü gidişat oraya doğru.
Son söz:Savaşın kazananı yoktur derler ya…Doğru. Ama kaybedeni çoktur.
En başta da biz…Yani arabasına binemeyenler kulübü. bugunlük hoşçakalın tabiki kozda kalın....
