150 yıl yaşamak: Rüya mı, kabus mu?

Sabah kalktınız. 150 yaşındasınız. Ne yapacaksınız?

150 yaşında bir insan nasıl bir hayat yaşar?

Üç kariyer mi yapar? Beş evlilik mi geçirir?

Torununun torununun torununu mu görür?

Yoksa 80'den sonra oflayıp poflayarak 70 yılı bitirmeye mi çalışır?

Peki yüz elli yıl boyunca kim olmak isteyebilir?

Kaç kez baştan başlayabilir?

Kaç dil öğrenir, kaç meslek değiştirir, kaç kez aşık olur?

Bu soruların cevabı kafalarda netleşmiyor henüz. Çünkü kimse böyle bir hayat yaşamadı.

Hiç 150 yıllık bir hayat planlamamız gerekmedi. Ama gerecek gibi görünüyor. Çünkü ömürler sessiz sedasız uzuyor.

Yaşlanma kader mi, teknik bir problem mi?

Bugün Silikon Vadisi'nde ve dünyanın önde gelen laboratuvarlarında yaşlanma kaçınılmaz son olarak değil, biyolojik bir arıza olarak ele alınıyor.

Google'ın kurduğu bir araştırma şirketi olan Calico yaşlanmanın moleküler nedenlerini çözmeye çalışıyor. Hücrelerin neden hasar biriktirdiğini, DNA onarım mekanizmalarının neden zayıfladığını araştırıyor. Japon milyarderlerin finanse ettiği biyoteknoloji girişimi Altos Labs hücreleri yeniden programlama üzerine çalışıyor. 70 yaşındaki bir hücreyi, genetik saatini geri alarak genç bir hücreye dönüştürmeyi amaçlıyor. Buna bir de gen düzenleme teknolojisi olan CRISPR ile kök hücre tedavilerini, yaşlı hücreleri temizleyen moleküller üzerine yapılan çalışmaları ekleyin. Bilim insanları yaşlanma sürecine meydan okuyarak, süreci tersine çevirmeyi tartışıyor.

Harvard'lı genetikçi David Sinclair bu konuda oldukça net: "Yaşlanma tedavi edilebilir bir hastalıktır." diyor. Bu cümle, insanlık tarihindeki en radikal cümlelerden biri olabilir. Çünkü eğer yaşlanma hastalıksa,........

© Kısa Dalga