We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Erdoğan NATO'nun bileğini bükebilecek mi?

63 21 4
23.05.2022

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelikleri sürecinde yaşanan kriz Türkiye’nin pazarlıkta elini yükseltmesiyle yeni bir aşamaya geçti. Başlarda Erdoğan’ın olumsuz açıklamasına, İbrahim Kalın kapıyı açık bırakan bir değerlendirmeyle denge getirir gibi olmuştu ama Türkiye’nin tutumu değişmedi, hatta katılaştı. Geçen yazıda içeride zayıflayan Erdoğan’ın bu krizi fırsata çevirmeye çalıştığını tartışmıştım. Bu çaba devam ediyor. Bunun oylara yansıyıp yansımayacağını yakında kamuoyu yoklamalarından anlarız. Bu yazıda önce NATO’nun küresel sistemdeki yerine değinip, Erdoğan’ın veto kartını görünürde PKK/PYD üzerinden İsveç karşı kullanırken, aslında daha derinden bir pazarlığı ABD ile yapmakta olduğunu tartışacağım.

ABD İçin NATO’nun Önemi

ABD’nin küresel sistemdeki yeri için askeri ittifak sistemleri kaçınılmaz. NATO bunlardan en önemlisi. ABD hegemonyasının deyim yerindeyse ana sütunu NATO ve ABD buradan aldığı güçle küresel ağırlığını artırıyor. Ama NATO, ABD’nin başını çektiği askeri ittifaklardan yalnızca biri. Örneğin, daha az bilinen Amerikan Devletleri Örgütü 35 üyesiyle tipik bir ittifak örgütüdür. Yine, ANZUS, ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında Soğuk Savaş koşullarında imzalanmış bir ittifak anlaşmasıdır. Bunun yanında ABD’nin Körfez ülkeleri, Japonya, G. Kore ile yapmış olduğu ikili ittifak antlaşmaları, yani saldırı durumunda yardıma gelmekle yükümlü olduğu diğer paktlar var. Bu durum küresel sistemin ABD ve müttefikleri ile bir ağ gibi örüldüğünü gösterir.

ABD, ağırlığını Hint-Pasifik’e verse de, NATO’nun yeri ayrıdır. Yalnızca sayı olarak değil Atlantik arası bağı kurmak, en önemli iki kapitalist merkezi stratejik olarak birarada tutmak, gerektiğinde Rusya’yı kontrol etmek, 1990 sonrasında küresel bir örgüte dönüştürebilmek gibi avanatjlar sunduğu için NATO ABD için vazgeçilmez bir örgüttür. NATO doğrudan Sovyetler Birliği ve Varşova Paktına karşı da kurulmamıştır. Tabii ki Soğuk Savaş koşullarında bu tür bir işlevi de olmuştur ama başlıca amacı Atlantik kapitalizminin güvenlik şemsiyesi olmaktır. O yüzden Varşova Paktının dağılması NATO’yu yalnızca strateji değişikliğine itmiştir.

NATO’nun Genişlemesi Şart Mı?

NATO’nun genişlemesi sık kullanılan bir kavram ve analitik olarak fazla birşey ifade etmiyor. NATO kendi başına bir fail, eyleyen bir aktör değil. Ona üye olmak isteyen ülkeler var, NATO’nun üye alma koşulları var. Kimin üye olacağına Genel Sekreter karar vermiyor, üye olmayan ülkeleri ikna turuna çıkmıyor. Türkiye’de uluslararası örgütlerin ne olduğuna dair başta cumhurbaşkanı olmak üzere bir kafa karışıklığı var. Uluslararası örgütler kendilerini oluşturan üye ülkelerden fazla, onlardan öte bir varlığa sahip değiller. Bu çok eleştirilen BM için de geçerlidir.

ABD açısından daha fazla ülkenin NATO’ya üye olması hem askeri ilişkileri kolaylaştırıyor, belli bir standardizasyon getiriyor, üs, tesis kurma imkanlarını çoğaltıyor hem de küresel olarak NATO’nun prestijini artırıyor.

İsveç ve Finlandiya gibi iki ülkenin NATO üyeliği öncelikle bu çerçevede önem kazanıyor. Bu iki ülke üye olduklarında Avrupa’nın kuzey hattındaki boşluk kapanmış olacak. İkinci olarak, küresel iklim........

© Kısa Dalga


Get it on Google Play