menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sahnedeki direnç: Yaşamakta ısrar eden kadınlar

24 16
22.02.2026

Apaçık Radyo Kulis Sesleri’nde bu hafta Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) tarafından sahnelenen Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor oyunu yazarı ve oyuncusu Duygu Dalyanoğlu ile oyuncusu Zeynep Okan var.

Duygu Dalyanoğlu, “Biz sadece bir yazarın hayatını anlatmak istemedik. Onun gözünden akan bir dönemi, bir tarihi ve bugüne uzanan bir hafızayı sahneye taşımak istedik. Metin, herkesin katkısıyla defalarca sınanarak bugünkü hâline ulaştı” dedi.Zeynep Okan, “En başta şunu kabul ettik: Ben Sevgi Soysal olamam ve onu birebir oynadığım iddiasında değiliz. Oyunda onu tek başına öne çıkarmadık. Onu parlatmak yerine, beş farklı kadının hikâyesini ve Türkiye’de kadınların yaşadığı farklı kaderleri anlatmayı önemsedik” diye konuştu.Oyunun hikâyesini anlatır mısınız?

Duygu Dalyanoğlu:Tabii ki. Oyun, ismini Sevgi Soysal’ın Tante Rosa adlı eserinin bir bölümünden alıyor. Aslında Sevgi Soysal’ın yaklaşık 40 yıllık yaşamını anlatıyoruz. Ancak bunu kronolojik bir biçimde değil; hayatının son iki ayında, meme kanseri tedavisi için bulunduğu Londra’da, daha yalnız ve içe dönük olduğu bir dönemde geçmişine dönüşleri üzerinden kurguluyoruz. Bu dönüşler, ona gelen kurgusal karakterler aracılığıyla gerçekleşiyor. Sevgi Soysal, artık yazamadığı bu dönemde ses kayıtları alarak hayatının bir muhasebesini yapıyor. Kendi yaşamından ve eserlerinden seçilmiş karakterlerle, hayatının belirli dönemlerine gidiyor.

Elbette her ayrıntıyı anlatmamız mümkün değil. Özellikle Cumhuriyet’in 25. yılından 50. yılına uzanan hem onun hayatında hem de ülke tarihinde dönüm noktası olan dönemleri seçtik. Bunlar, onun eserlerinde de yoğun olarak yer verdiği zamanlar.

Oyunumuzu 31 Ekim 2023’te, Cumhuriyet’in 100. yılında sahneledik. Sevgi Soysal’ın perspektifinden bugüne de söz söyleyen bir hikâye anlatmak istedik. Bu yüzden dönemi, eserleri ve kendi hayatını üç sacayağı olarak düşünüyoruz; hikâye bu üç paralel hatta ilerliyor.Sevgi Soysal’la ilgili bir oyun yapma fikri nasıl ortaya çıktı?

Duygu Dalyanoğlu:Aslında biz BGST Tiyatro olarak 2017 yılında Zabel Yesayan üzerine Zabel adlı bir oyun yapmıştık. Orada hem uzun yıllardır sürdürdüğümüz feminist tiyatro geleneğinin hem de bu tür biyografik çalışmalardan edindiğimiz bir deneyimin etkisi vardı.

Zabel’den sonra şunu fark ettik: Bu tür oyunlarda yalnızca bir yazarın hayatını değil, onun perspektifinden akan bir tarihi ve dönemi de anlatmak çok önemli. Zabel Yesayan’ın hikâyesi 1930’larda sona eriyordu; yani Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişi kapsıyordu. Sevgi Soysal ise üniversite yıllarımdan beri çok sevdiğim, beni etkileyen bir yazardı. “Sevgi Soysal’la devam etsek, bu tarihsel sürekliliği onun gözünden anlatsak nasıl olur?” diye düşünmeye başladım. Bu fikri ekip arkadaşlarımla paylaştım. Hep birlikte önce onun hayatını, eserlerini ve hakkında yazılanları okumaya başladık. Bu süreçte çok şanslıydık. 2000’lerin başında kitapları İletişim Yayınları tarafından yeniden basıldığında büyük bir ilgi görmüştü. Bu sayede yalnızca yayımlanmış eserlerini değil, daha az bilinen çalışmalarını ve hakkında yazılmış farklı metinleri de inceleme fırsatı bulduk. Ayrıca onu yakından tanıyan insanlarla görüştük. Kızı Funda Soysal ile yollarımız kesişti. Bize kişisel arşivini açtı, sorularımızı yanıtladı, kendi bulgularını paylaştı. Böylece çok zengin bir araştırma süreci oluştu.

Bu şekilde başlayan fikir zamanla bütün gruba yayıldı. Herkesin katkısı, önerisi ve emeğiyle bugünkü hâline ulaştı diyebilirim.BGST’de bu süreç nasıl işliyor? Ekip nasıl oluşuyor?

Zeynep Okan:Her oyun için ihtiyaçlar değişebiliyor tabii. Ancak üniversite yıllarımızdan beri gelen, özellikle kadınların üretimde ve sahnede aktif olduğu bir tiyatro geleneğimiz var. Bu gelenek 90’lı yıllardan bu yana sürüyor. Kadın oyuncuların sahnede yer aldığı, kadınların yaratım süreçlerinde söz sahibi olduğu bir üretim biçimi diyebiliriz. Zabel oyunumuz da bu geleneğin bir parçasıydı. Sevgi Soysal’ı düşünmeye başladığımızda da yine bu oyunun kadınların üretimiyle ortaya çıkmasını arzu ettik. Kadromuzu da bu doğrultuda şekillendirdik.

Elbette o dönemdeki ihtiyaçlar, arkadaşlarımızın başka projelerdeki yoğunlukları gibi faktörleri de göz önünde bulunduruyoruz. Kimlerle bu oyunu en sağlıklı şekilde çıkarabiliriz diye bakıyoruz ve buna göre bir ekip oluşturuyoruz. Şükür ki kalabalık bir grubuz ve herkes çok istekli. Herkes üretmeye hevesli oluyor. Bu da süreci kolaylaştırıyor. Kadroyu bu şekilde oluşturduk diyebilirim.

Sevgi Soysal’ı oynamak nasıl bir deneyim?

Zeynep Okan:Sevgi Soysal’ı oynamak gerçekten çok stresli. Bu rol bana verildiğinde hem çok heyecanlandım hem de çok gerildim. Çünkü Sevgi Soysal çok bilinen, çok sevilen bir insan. Özellikle genç kadınlar için büyük bir rol model. İnsanların ona duyduğu hayranlık çok güçlü. Ayrıca çok yakın tarihimizde yaşamış birisi. Ailesinden, en yakın çevresinden hayatta olan insanlar var. Dostları hâlâ yaşıyor. Bu yüzden “Ne alakası var?” denmesinden çok korktum. Bu kaygı beni bir süre gerçekten tıkadı. Sonra kendi kendime şunu söyledim: Sevgi Soysal’ın hayatta çok net bir duruşu, çok belirgin bir perspektifi var. Ben o duruşu yakalayabildiğim ve ona ihanet etmediğim sürece, bu mutlaka bir yorum olacak. Zaten birebir taklit mümkün değil. Bu düşünce beni rahatlattı. Oyundan sonra ailesinden ve onu tanıyan birkaç kişiden “Evet, gayet olabilir” gibi geri dönüşler alınca da çok rahatladım. O an gerçekten dünyalar benim oldu diyebilirim.

Oyunculukta özellikle şuna çok dikkat ediyorum: Kendimi parlatmaya çalışmamak. Daha çok onun tavırlarını, nerede nasıl durduğunu, hayata nasıl baktığını göstermek. Yani burada Zeynep’i değil, Sevgi Soysal’ı öne çıkarmak için gerçekten çok çaba harcadım.

“Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor” çok güçlü bir iddia taşıyor. Bu isim nereden çıktı, nasıl belirlendi?

Duygu Dalyanoğlu:Yazım sürecinde aslında kafamızda pek çok isim vardı. Ancak artık oyunu kamusallaştırmamız gerektiği noktada, aramızda bir türlü karar veremedik. Düşündüğümüz hiçbir isim tam olarak içime sinmiyordu. Bir gece “Bu konuyu biraz daha düşüneyim” diyerek eve gittim. Kitaplara bakarken bir anda bu isim aklıma geldi. Çünkü onun Tante Rosa karakterine söylediği şeyi, biz de ona söyleyebilirdik.

“Yaşamakta ısrar” ifadesi çok şeyi ima ediyor. Oyundaki yaşam–ölüm ikiliğini hem karakterlerinde hem de kendi hayatında görüyoruz. Bizim anlatmayı seçtiğimiz düzlemde, ölüme yaklaşırken bile, kanserle mücadele ederken bile süren o yaşam iştahı ve yaşama tutunma hâli var. İkincisi, bugün hâlâ onun yazınının yaşamaya devam etmesini anlatıyor bu ifade. Oyunda, kendi yarattığı karakterlerin ölümlerine tanıklık ederken onları yazarak nasıl yaşattığını görüyoruz. Biz de bugün bu oyunu sahneleyerek onun mirasını yaşatıyoruz aslında. Yani içinde pek çok anlam barındırıyor. O, bunu kendi kurgusal karakteri Tante Rosa’ya yaptıysa, biz de ona bunu söyleyerek bir göz kırpabilir miyiz diye düşündük. Sonuçta birçok açıdan yerine oturan ve yine onun kaleminden çıkan bir isim........

© Kısa Dalga