menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstanbul’da bir kadın casus

28 0
14.03.2026

Bugün yine dünyanın gündeminde savaş var. İran’dan Gazze’ye, Ukrayna’dan Körfez ülkelerine kadar ekranlara düşen görüntüler savaşın yalnızca cephelerde değil, gündelik hayatın tam ortasında sürdüğünü görüyoruz. En ağır bedeli siviller, özellikle de kadınlar ve çocuklar ödüyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü de bu çatışmaların gölgesinde sessizce geçip gitti. Oysa savaş dönemlerinde kadınların rolü yalnızca mağduriyet hikayelerinden ibaret değil. Dünyanın savaş geçmişinde kadınlar bazı görünmeyen ağlarda, diplomatik çevrelerde ya da istihbarat dünyasında çok daha karmaşık roller üstlenmişler. İkinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da yaşayan Mary Miske’nin öyküsü bu hayatlardan biri.

İstanbul: Tarafsızlığın kalbindeki casuslar kampı

1943 yazı. İstanbul, İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında tarafsız bir liman gibi görünse de, gerçekte dünyanın en yoğun casusluk trafiğinin yaşandığı şehirlerden biriydi. Savaşın kasveti Boğaz kıyılarında yoğun biçimde hissediliyordu. Şehir, dünyanın en büyük istihbarat örgütlerinin kavşağına dönüşmüştü. İngiliz Gizli Servisi MI6 ajanlarıyla Alman Abwehr görevlileri aynı kahvelerde oturuyor, Amerikan OSS mensuplarıyla Sovyet casuslarının yolları Pera otellerinde kesişiyordu. İşte bu karmaşanın ortasında, görünürde sıradan bir diplomat eşi olan bir kadın, tarihin en sıra dışı casusluk hikâyelerinden birine imza atacaktı: Mary Alison Walters, ya da o dönem İstanbul’da bilinen adıyla Baroness Mary Miske.

Çok kimlikli bir hayatın başlangıcı

Mary Alison Mayers’in hayatı, o günlerin İstanbul’u gibi çok kültürlü ve karmaşık başladı. 1890’ların başında Rusya’nın Ustje kasabasında, Alman bir baba ile İngiliz bir annenin kızı olarak dünyaya geldi. Çocukluğunu Northumberland’da teyzesinin yanında geçirdi. Burada özel mürebbiyelerden eğitim aldı. Genç bir kadın olup dünyanın geri kalanını merak etmeye başladığı zamanlarda, daha sonraları pasaport konusunda problem yaşamasına neden olacak üç ülke vatandaşlığı ve çok iyi konuştuğu beş yabancı dili bavuluna alıp Avrupa’ya doğru yola çıktı. 1920’lerde Budapeşte’de İngilizce öğreterek yaşamını sürdürdü. Burada siyasî ve diplomatik çevrelerle tanıştı. Bu ortamda hayatını değiştirecek kişiyle karşılaştı: Macar diplomat........

© Kısa Dalga