Eksilmeler atlası: 2025’in ağırlığıyla yüzleşmek |
2025, benzer temennilerle karşılanan ama ağırlığı giderek artan bir yıl oldu. Pandemi döneminde bile daha umutluyduk. En azından dünyayı saran bir hastalığın sona ereceğine inanıyorduk. Yaşamayı hatırlayıp coşkuyla sarılabilmiştik. Bugünse aynı kelimeler, aynı temenniler bu yükü taşımaya yetmiyor. Her yılsonunun ağırlığı giderek artıyor. Çünkü zaman, yaşanmışlıkları biriktirirken bize bir hazine değil, büyüyen bir eksilmeler atlası bırakıyor.
Üzerine titrenen aşklar, pek çok kadın için somut ya da mecazi mezarlara açılıyor. Özenle büyütülen çocuklar, gencecik evlatlar yok yere ölüyor. Buna derinleşen yoksulluk eşlik ediyor. Her geçen gün biraz daha daralan hayatlar, eksilen sofralar, ertelenen gelecekler... Yaz boyunca engel olunmayan yangınlar, küle dönen ormanlar, kuraklıkla birlikte susuzluğun sıradanlaşması, toprağın ve yaşamın yavaş yavaş çekilmesi… Hukukun koruyucu bir zemin olmaktan çıkıp belirsizleştiği bir yerde, bu kayıplar yalnızca yaşanmıyor, normalleşiyor. Tekil felaketler olmaktan çıkıp, hayatın sessiz ama sürekli eşlikçileri haline geliyor.
Bu tablo içinde yeni yıl, bireysel dileklerin değil, toplumsal ve tarihsel bir yüzleşmenin eşiği haline geliyor. Takvim yaprağının değişmesi zamanı durdurmayıp bizi yeni bir eşiğin önüne getirir. Günümüzde o eşikten geçmek dileklerle değil, yüzleşmeyle ilgili. Tam da bu nedenle yeni yıl, insanın kendisiyle, çevresiyle ve........