We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hukuksuzluk bumerangı ve SADAT miladı

54 33 1
15.05.2022

Bu ülkede çoğu insan şuursuzca 1980-90’lı yılları özlüyor. “Eskiden şöyle güzeldik, böyle güzeldik, o kadar güzeldik ki öyle böyle değil yani” minvalinde methiyeler düzülüyor. Oysa 80’ler, üzerine ne söylesek az kalacak derecede darbe yılları demekti. 90’lar ise özellikle Kürtler, devrimciler için son derece karanlık yıllardı; faili meçhuller, Hizbullah, kontrgerilla, gazete bombalama ve daha bir sürü hafızlarımızdan silemediğimiz olaylar silsilesiydi. Aynı zamanda Gazi ve Sivas Katliamları demekti, Ağar, Akşener demekti…

Şimdilerde yapılan özlem dolu geçmiş övgülerinden anlıyoruz ki, daha çok 2000’li yıllarda yaşam alanlarına müdahele edildiği kaygısıyla, zorunlu şekilde siyasetle tanışan ciddi bir kitle için, 80 ve 90’lar hiç de karanlık değildi. İşkenceler, baskılar, sansürler, kapalı kapılar ardında gerçekleşiyor, yeni kültürel iklim bu yaşananların görünür kılınmasını perdeliyordu. O dönemin ortamını daha iyi anlayabilmek için Nurdan Gürbilek’in “Vitrin’de Yaşamak” kitabını hatırlamakta yarar var.

“(…)Bütün, bu görüntülerde, o sırada yaşanan baskının, günlük hayatın sıradan bir olgusu haline gelmiş devlet şiddetinin işaretlerini bulmak imkânsızdır. Tam da devletin tekel haline geldiği bir durumda, şiddet sanki özel hayatın bir olgusuymuş gibi ayrışır; ancak aile içi bir olay olarak anlamlandırılabilir, özel nedenler dışında bir nedeni yokmuş gibidir.”(1)

Yüksek enflasyona rağmen gelirleri en azından enflasyon kadar artan “orta direk”, hatta işçi sınıfı için dahi 12 Eylül sonrası “huzur ve güven” ortamıydı, son tahlilde “Türkiyem Türkiyem cennetim benim eşsiz milletim”di.

Sonrasında milenyum daha da çarptı bizi. Bugün CHP tabanını oluşturanların ağırlıklı olarak katıldığı Cumhuriyet mitingleri 2007 yılında, bugün yaşananları, diğer birçok kurum parti, grup gibi ön görmüştü aslında. Mitinglerde “Kötüye gidiyoruz, daha da kötü olacağız” çağrısı yapanlar, 80-90’lardan çok da rahatsız olmayan kaygılı modernlerdi. Cemaatin hemen herkese, her kuruma bulaşmadan önce Cumhuriyet mitinglerine ve Kemalistlere yönelmesinin temel nedeni eylemlerin kitleselliğiydi. Ancak mitinglerin sürdürülebilir bir siyasi harekete dönüşememesi, ulusalcı hareketin siyasi direniş pratiğinin olmaması, cemaatin gücü ve bilmediğimiz gerekçeler bu hareketin sönümlenmesine neden oldu. Hareketin liderlerinden Tuncay Özkan da CHP’nin önde gelen isimlerinden biri olarak yıllardır eleştirilen “şimdi eylem yapmanın sırası değil, aman tadımız kaçmasın, zaten ilk seçimde gidecekler” zihniyetinin baş sorumlularından biri haline geldi.

Böylesi bir kitle ve Adalet Yürüyüşü hariç eylemsizlik üzerine kurulu bir parti geleneği söz konusuyken Canan Kaftancıoğlu kararına CHP üst yönetiminin hızlı biçimde tepki vererek isyan etmesi, son derece haklı olmakla birlikte müsaade buyursunlar Martin Niemöller’in o ünlü cümlelerini hatırlattı. Kılıçdaroğlu’nun, kararın hemen ardından insanları il merkezine çağırması ve ertesi gün SADAT’ın paramiliter güç........

© Kısa Dalga


Get it on Google Play