Sap ile saman nasıl itinayla karıştırılır?

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın, geçtiğimiz hafta sonu Antalya Diplomasi Formunda yaptığı konuşma, toplumun çeşitli kesimlerinden eleştiri aldığı kadar, övgüler de aldı.

Ülkenin en ateşli çözümsüzlük neferlerinin alkışladığı konuşma, federal çözüm isteyenler içinse maalesef hiç de övülecek bir konuşma değildi.

Günlerdir süren tartışmaların ve övgülerin üzerine geçen gün suskunluğunu bozup, biz ölümlüleri aydınlatma ihtiyacının hasıl olduğunu düşünen muhterem hocamız, bir açıklama yaparak “Çözüm irademiz de, aşamalı yaklaşımımız da, metodolojimiz de herkes tarafından anlaşılıyor” ifadelerini kullandı.

Toplumun yarısının beğendiği, en az yarısının ise tansiyon sıkıntıları eşliğinde izlediği Antalya konuşmasını ve metodolojiyi “herkeslerin” anladığı filan yok. Bilakis, konuşması, sapla samanın nasıl incelikle karıştırıldığının bir başka örneğidir diyebiliriz.

Mesela şu: “Kıbrıs Türk halkının hakları nedir? Şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargısı olan, meclisi olan, yürütmesi olan, Cumhurbaşkanlığı olan bir devlet mi? Evet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından tanınması dışında başka yerlerde tanınmıyor oluşu devlet niteliğini ortadan kaldırır mı? Hayır. Ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti'nin halkını oluşturan, Kıbrıs Türk halkının adadaki egemenlik hakları, ihlal ediliyor şu anda.”

Yani Türkçesi şu: Ortaklık devleti Kıbrıs Cumhuriyeti’nden haklarımız var, bunlar bizimdir. Ayrıca, o devletten ayrılıp, yine o devletteki ortaklarımızın mallarının üzerine bir başka devlet kurduk, bu devlet da bizimdir. Bu durumu kabul etmeyen ortaklık devletindeki densiz ortaklarımız bundan şikayet edip, bizim haklarınızı ihlal ediyorlar.

Ezcümle, Rum’un malı da benim malım, benim malım da benim malımdır.

Düz cümle, burada bir devlet var, bu devlet adadaki ikinci devlettir, bunun haklarını da söke söke alırım. Yani bir noktada, "iki devletli çözüm için çalışıyorum, lafını bile etmediğim federasyon için değil" diye düşünmek hiç de fesatlık olmaz. 

Öte yandan “Devletin” tanımı 1933 Montevideo sözleşmesinde yazar. Yukarıda tarif edilen devlet, bu sözleşmedeki 4 şarttan hemen hemen tümüyle itilaflıdır.

Devlet, uluslararası hukuka sahip bir kişi olarak aşağıdaki niteliklere sahip olmalıdır: (a) kalıcı bir nüfus, (b) tanımlanmış bir toprak, (c) Meşru bir hükümet ve (d) diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi.

Dolayısıyla kendi tanımını yaptığı devletin toprağı tartışmalı, nüfusu tartışmalı, meşru hükümeti tartışmalı ve en önemlisi, dış ilişki kurma kapasitesi bulunmayan bir yapıdır. Türkiye tarafından tanındığı bile tartışmalara konudur! 

Bu tanınmamış durumun sebebi, 1960 ortaklık cumhuriyetinden Rauf Denktaş ve Doktor Fazıl Küçük iş birliğiyle ayrılıp, önce otonomi, sonra da devlet kurma marifetidir. (1967 Otonom, 1975-KTFD)

Bu marifet, 1983 yılında, -Türkiye’nin yeni seçilmiş hükümeti (Özal-ANAP) de dahil olmak üzere- bir ‘fait-accompili’ (oldu bitti) ile güya........

© Kıbrıs Postası