GYÖ bataklığında boğulan Kıbrıs ve betonlaşan çözümsüzlük... |
Dün programıma konuk olan Gazeteci abim Harun Denizkan çok çarpıcı bir şey söyledi: “Ben yeni geçiş kapısı açılmasını istemiyorum. Bu insanları kolaya alıştırır ve kimse çözüm istemez.”
Bir zamanalar buna benzer bir şeyi Kıbrıs Cumhuriyeti Eski Başkanı Dimitris Hristofiyas da söylemişti: “Geçiş kapıları, çözümsüzlüğü betonlaştırır!”
Kıbrıs’ta sınır kapıları bundan tam olarak 8336 gün önce 24 Nisan 2003’te, 29 yıllık aradan sonra açılmıştı.
O günden bugüne neler yaşadığımızı, neler geçirdiğimizi bir kenara bırakarak konuşacak olursak, bir gerçek hala daha dimdik karşımızda durmaktadır: Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü!
Bir diğer gerçekse, o güne kadar Yeşil Hat üzerinden sadece BM vasıtasıyla sürdürdüğümüz temas, o günden sonra görülmemiş bir şekilde değişmiş, her gün gelip geçilen sınırlar bir şekilde yeni normalimiz olmuştur.
O gün o karara imza atmış olanlar belki de farkında olmadan, Kıbrıs sorununun seyrini sonsuza kadar değiştirmiş, çözümsüzlüğü normalleştirmiş, iki toplum arasındaki ilişkiyi bambaşka mecralara sürüklemiştir.
Bugün belki de Hristofiyas’ın müneccim gibi çok önceden gördüğü bir gerçeği yaşıyoruz: Çözümsüzlüğün iyice betonlaşmasını, yani kısacası bölünmenin kalıcılaşmasını!
Bu tarihsel öngörü elbette tek başına bütün olup biteni açıklayamaya yeter değildir. Esas mesele, bu yeni durumdan vaziyetler çıkarıp, onun üzerine şekillenen çözüm yönünde ya da çözümsüzlük yönünde üretilen siyasetlerdir.
Dikkat ederseniz olayın iki tarafında da vurgu yapıyorum.
Zira o günlerde de, bugünlerde de aynı koltukta, yani Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan kişi Tahsin Ertuğruloğlu idi.
Ertuğruloğlu, o günde Türkiye’nin çıkarlarına hizmet ediyordu ve kuşku yok ki bugün de yanı doğrultuda hizmetlerini sürdürmektedir. Bunu da büyük bir gururla yapmakta ve anlatmaktadır. Tam da bu yüzden geçtiğimiz günlerde çıktığı Kıbrıs Postası programında “Tahsin bu koltukta yalnız değildir” ifadesini kullanmıştır.
Filhakika, Tahsin Bey o koltukta yalnız değildir. Çünkü o koltukta oturmasının sebebi Türkiye’nin artık iyice kalıcılaşan iki devletli çözüm modelinin resmi olarak hayata geçirilmesini sağlamaya aracılık etmek ve bunu da eninde sonunda Hatay modeli bir referandumla Türkiye’ye bağlanmak için bir sıçrama tahtası olarak kullandırmaktır.
Bugün adada Türkiye’ye bağlanmak için bir referandum yapılırsa, en az Tufan Erhürman’ın 19 Ekim seçimlerinde aldığı oy oranı kadar bir çoğunlukla evet oyunun çıkacağından kimsenin şüphesi olduğunu sanmıyorum.
Yani kısacası Türkiye, 2002’deki AK Parti iktidarından çok önce doktirinleştirdiği, o tarihten önce her gelen Ankara hükümetinin peşinen kabul ettiği ‘Milli Dava’ kodunu ve amacını peşinen kabul etmiş bir........