Bir Ada Kendi Hikâyesini Unutursa

Bir toplum kendi kültürünü, düşüncesini ve eğitim sistemini güçlü tutamazsa, zamanla kendi hikâyesini anlatma gücünü de kaybeder.

Bazı toplumlar vardır; tarihlerini kitaplarda değil, hafızalarında taşırlar.Bazıları ise zamanın akışı içinde kendi hikâyelerini yavaş yavaş unutur.

O zaman farkında olmadan başkalarının kavramlarıyla düşünmeye, başkalarının kelimeleriyle konuşmaya ve başkalarının hikâyeleriyle kendini anlatmaya başlarlar.

İşte tam o noktada bir toplumun önüne kaçınılmaz bir soru çıkar:

Kendi hikâyesini yeniden yazabilecek mi,yoksa zamanın akışı içinde kendi sesini yavaş yavaş kaybetme riskiyle mi karşı karşıya?

Çünkü bir toplum kendi hikâyesini anlatma cesaretini kaybettiğinde,başkalarının kelimeleriyle düşünmeye başlar.

Ve başkalarının kelimeleriyle düşünen toplumlar,zamanla kendi geleceklerini de başkalarının tariflerine bırakırlar.

Gündüz Düşlerinden Gerçek Rönesansa

Bir toplum kendi hikâyesini unutmaya başladığında, önce kelimelerini kaybeder; kelimelerini kaybeden toplumlar ise zamanla yönlerini de kaybeder.

5 Eylül 2022’de bu gazetede “Kıbrıslı Türkler ve Rönesans” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.Alt başlığı ise “Gündüz Düşleri” idi.

O yazıda küçük toplumların zaman zaman düştüğü bir zihinsel tuzağa dikkat çekmeye çalışmıştım:

Kendini anlamak için başkalarının bilincine sığınmak.

Aradan zaman geçti.Ama bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki o yazıda dile getirilen mesele hâlâ güncelliğini koruyor.

Belki de daha görünür, daha derin bir biçimde…

Çünkü bazı toplumlar kendilerini kendi aynalarında tanır, bazıları ise başkalarının aynasında.

Küçük toplumların en büyük kırılma noktası da tam burada başlar.

Kendi tarihini, kendi kültürünü ve kendi düşünce dünyasını üretmek yerine başkalarının tarif ettiği kavramlarla........

© Kıbrıs Postası