İran’ı Anımsamak! |
İran’ı Anımsamak!
Son günlerde dünyanın gündeminde İran var… Sasani ve Büyük Pers İmparatorluğunun mirası ve geleneği üzerine kurulu olan İran İslam Cumhuriyeti salt İslami-Şeriat kurallarına siyasal yapılanmasını belirlemiyor… Özellikle dış politikada imparatorluğun pragmatik geleneğini takip eden bir İran’dan bahsetmek mümkündür…
2013 yılında akademik bir konferans için İran’a gitmiştim… İran’a ilk kez gidiyordum ve benim için oldukça heyecan vericiydi!
Tarih içerisinde İmparatorlukların merkezlerinden bir tanesine gitmek, Fars kültürünün derinliğini hissetmek bir akademisyen için oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim…
1953 yılında İran Başbakan’ı Musaddık’ın millileştirmeye çalıştığı, ancak Şah’ın ve çok uluslu Britanya şirketi Anglo-İran petrol şirketinin CIA’yi ve MI6’i devreye koyarak gerçekleştirdikleri darbeyle Musaddık hükümetini düşürdüğü ülkeye gidiyordum…
Şah’ın rejimini daha otoriter bir yapıya büründürdüğü, Batılı ülkelerin şirketlerinin çıkarlarına paralel şekilde bir yapıyı da kurmuş olduğu, muhaliflere yaşam hakkı tanımadığı, despot bir moderniteye tanıklık eden bir ülkeydi İran… Şah’ın otoriter rejimi Komünistlerden tutun muhafazakar İslamcılara kadar herkese otoriterliğiyle korku sarmıştı… Devrimci Tudeh partisinin önce Şah, sonra da yeni kurulan rejimin gazabına uğradığı ülkeye gitmek çok farklı bir duyguydu benim için…
Ercan-İstanbul-Tahran şeklinde bir uçuş rotam vardı Pegasus Havayollarıyla… Sabaha yakın Tahran İmam Hümeyini Havalimanına inmiştim, havalimanına iner inmez kendime bir İran GSM kartı almıştım, ailemle iletişim amaçlı… Ardından Azerbaycan Türkçesiyle konuşan bir taksici buldum ve iç hat seferini gerçekleştirmek için İmam Hümeyini havalimanından ayrılıp Mehrabat Havalimanına hareket ettim… Sabaha doğru saat 4 civarıydı, normalde 35 dakika sürecek olan yolculuk yaklaşık 2 saat sürmüştü yoğun trafik nedeniyle… Taksiciye trafiğin nedenini sorduğumda aldığım yanıt enteresandı: ‘’herkes gece eğlencesinden evine dönüyor’’, gece eğlencesi derken ne gibi dedim, taksici daha net konuştu: ‘’gizli barlar ve diskolar var orada eğleniyorlar, en meşhur viskiler ve şaraplar var buralarda’’ demişti bana… Anladım dedim ve bir anda aklıma Ajda Pekkan geldi, Ajda Pekan’ın 1970’li yıllarda........