menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Son 72 gün: 6 Aralık 2026 KKTC genel ve yerel seçimlerine geri sayım başladı!

9 0
25.09.2026

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Aynı siyaset döngüsünü yeniden mi yaşayacağız, yoksa gerçekten yeni bir çıkış yolu mu arayacağız?

6 Aralık 2026 tarihinde yapılması öngörülen KKTC milletvekilliği genel seçimi ile yerel seçimlere doğru geri sayım hızlanıyor. Takvim sandık gününü gösterirken, asıl üzerinde düşünülmesi gereken, seçimin hangi gün nasıl yapılacağı değil; bu seçimlerin ülkenin yıllardır içerisinde bulunduğu siyasi döngüyü gerçekten değiştirip değiştiremeyeceğidir.

Çünkü seçimler yalnızca oy kullanılan günlerden ibaret değildir. Seçimler, toplumun geçmişle hesaplaştığı, bugünü değerlendirdiği ve geleceğe ilişkin beklentisini ortaya koyduğu önemli demokratik eşiklerdir. Ancak KKTC’de siyasi tartışmaların giderek kişiselleşmesi, sertleşmesi, zaman zaman hakaret ve ayrıştırıcı söylemler üzerinden yürütülmesi, ülkenin gerçek ve yapısal sorunlarının yeniden ikinci plana itilmesi tehlikesini beraberinde getiriyor.

İçi boş vaatler, altı doldurulmayan projeler, kurumsallıktan uzak siyasi yapılanmalar, göstermelik adaylıklar ve yıllardır tekrar edilen “hep birlikte yöneteceğiz” söylemleri, artık toplumun daha fazla sorgulaması gereken bir siyasi alışkanlığa dönüşmüş durumda.

Çünkü yönetmek başka, yönetme iddiasında bulunmak başkadır. Bir projenin yalnızca adını söylemek yeterli değildir. Nasıl uygulanacağı, hangi kaynakla finanse edileceği, ne kadar sürede tamamlanacağı ve başarısının nasıl ölçüleceği de ortaya konulmalıdır. Siyasetin sloganlardan projelere, projelerden uygulanabilir politikalara geçebilmesi için artık daha somut cevaplara ihtiyaç vardır.

Bugün KKTC siyasetinin görüntüsü, zaman zaman bir “ebedi dönüş tiyatrosu"nu andırıyor. Aynı dekorlar yeniden kuruluyor, benzer siyasi formüller farklı isimlerle tekrar sahneye çıkıyor, dün eleştirilen yöntemler bugün başka koşullarda yeniden gündeme gelebiliyor. Toplum değişim beklerken, siyaset eski alışkanlıklarına geri dönebiliyor.

Bu durum, toplumsal hafızada güçlü bir “siyasi dejavu” duygusu yaratıyor. İnsanlar aynı sorunları tekrar tekrar konuşuyor, benzer vaatleri dinliyor ve benzer hayal kırıklıklarıyla karşılaşıyor. Bunun sonucunda yalnızca siyasi memnuniyetsizlik değil, “nasıl olsa değişmeyecek” düşüncesi de güçlenebiliyor. Bu ise demokratik katılım açısından çok daha derin bir psikososyal soruna dönüşüyor.

Çünkü siyasal umutsuzluk zamanla siyasal ilgisizliğe, siyasal ilgisizlik ise “benim oyum neyi değiştirecek?” anlayışına dönüşebiliyor. Oysa demokratik toplumlarda vatandaşın en güçlü aracı, yalnızca oy kullanmak değil, oy vermeden önce doğru soruları da sorabilmektir.

Bugün bu soruların başında nüfus meselesi geliyor. Bir ülkenin nüfusunu ve nüfus yapısını sağlıklı biçimde bilmek, eğitimden sağlığa, konuttan ulaşıma, istihdamdan yerel yönetimlere kadar bütün planlamanın temelidir. Burada mesele, yalnızca toplam nüfusun kaç kişi olduğu değildir. Nüfusun nasıl değiştiğini, hangi bölgelerde yoğunlaştığını, yaş yapısını, işgücünü ve gelecekteki muhtemel hareketliliğini doğru analiz edebilmek de aynı derecede önemlidir.

Nitekim KKTC’de geçmişte, nüfus sayımları yapılmış olmakla birlikte, nüfusun güncel ve düzenli biçimde izlenmesi konusu, uzun zamandır önemli bir planlama meselesi olarak gündemde bulunuyor. Bu nedenle siyasetçilerin “nüfus politikamız var” demesi kadar, bu politikanın hangi veriye dayandığını ve ülkenin geleceğini hangi somut nüfus projeksiyonuna göre........

© Kıbrıs Postası