Kıbrıs’ta asıl mesele: Takvim mi, güven mi?
MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Kıbrıs meselesi uzun yıllardır yalnızca diplomatik bir dosya değil, iki toplumun kolektif hafızasında yer eden, umutla hayal kırıklığı arasında gidip gelen bir psikolojik döngüye dönüşmüş durumda. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi tarafından kaleme alınan son makale, tartışmanın eksenini bilinçli bir şekilde, “resmi müzakereler ne zaman başlayacak?” sorusundan, “hangi temel, hangi kurallar ve hangi yöntemle başlayacak?” sorusuna kaydırarak, bu döngünün tam kalbine temas ediyor. Bu yaklaşım, takvim tartışmasının ötesine geçerek, sürecin yapısal sağlamlığına, siyasi iradenin niteliğine ve güvenin gerçekliğine odaklanılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Bugün kamuoyunda görünen tartışma, aslında iki farklı stratejik refleksin çatışmasıdır. Güney Kıbrıs Rum liderliği, daha önce üzerinde uzlaşıldığını savunduğu çerçeve temelinde, resmi müzakerelerin gecikmeden başlamasını savunarak, takvimin bir engel olmadığını ifade ediyor. Bu yaklaşım, uluslararası zeminde “hazırız” mesajı verme ve süreci hızlandırma arzusunu yansıtıyor. Kıbrıs Türk toplumu liderliği ise açık uçlu ve belirsiz süreçlerin geçmişte defalarca hayal kırıklığı ürettiğini hatırlatarak, müzakerenin başlamasından önce metodolojinin, siyasi eşitliğin somut güvencelerinin ve zaman sınırının, netleşmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, geçmiş deneyimlerin yarattığı ihtiyatlılık refleksinin bir sonucu olarak okunabilir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin, Kıbrıs Özel Temsilcisi ise makalesinde, tarafların iç siyasi takvimlerine, idari önceliklerine ve diplomatik yüklerine dikkat çekerek, sürecin sadece dış iradeyle değil, iç dinamiklerle de şekillendiğini hatırlatıyor. Güneyde Avrupa Birliği gündemi ve seçim atmosferinin karar alma süreçlerini yavaşlatabileceğine, kuzeyde ise yeni yönetim yapılanmasının ve bölgesel ilişkilerin koordinasyonunun, zaman gerektirdiğine işaret ediliyor. Bu değerlendirme, müzakerelerin imkânsız olduğu anlamına gelmiyor; ancak hazırlık tamamlanmadan atılacak adımların, sürdürülebilir sonuç üretmeyebileceği mesajını da veriyor.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus şudur: Başlangıç tarihi semboliktir, fakat süreç mimarisi stratejiktir. Eğer müzakereler hangi ilkelere dayanacağı, hangi başlıkların nasıl ele alınacağı, hangi takvim disiplinine tabi olacağı ve hangi noktada başarı ya da başarısızlık kriterinin devreye gireceği, netleşmeden başlatılırsa, bu durum yalnızca yeni bir diplomatik tur değil, yeni bir toplumsal hayal kırıklığı üretme riskini de taşıyor.
Bilinçaltı davranış bilimi perspektifinden bakıldığında, iki toplumda da, “öğrenilmiş temkinlilik” olarak tanımlanabilecek bir psikolojik durumun geliştiği de gözlemlenmektedir. Geçmişte defalarca umutlanıp sonuç alamayan toplumlar, bilinçaltında kendilerini koruma refleksi geliştirir. Bu refleks, ya aşırı iyimser söylemlerle gerçeklikten kopmayı, ya da aşırı ihtiyatla süreci sürekli ertelemeyi doğurur. Her iki uç da çözüm üretmez; biri beklentiyi şişirir ve patladığında güveni daha da azaltır, diğeri ise hareketsizliği normalleştirir ve statükoyu kalıcılaştırır.
Toplumsal psikolojide tekrar eden başarısızlık döngüleri, “kolektif yorgunluk” yaratır. Bu yorgunluk zamanla siyasete olan güveni azaltır, genç kuşaklarda çözüm perspektifine ilgisizliği artırır ve bölünmüşlüğü sıradanlaştırır. Umutsuzluk arttıkça beklentiler düşer, beklentiler düştükçe liderlik alanı daralır, alan daraldıkça da stratejik hatalar daha yıkıcı sonuçlar üretir. Bu da tam anlamıyla bir zincirleme etki yaratır.
Uluslararası bakış açısından değerlendirildiğinde ise, Kıbrıs yalnızca iki toplum arasındaki bir anlaşmazlık değildir; Doğu Akdeniz güvenliği, Avrupa Birliği dengeleri ve bölgesel istikrar açısından da oldukça önemlidir. Bu nedenle süreçte atılacak her yanlış adım, sadece ada içindeki dengeleri değil, daha geniş jeopolitik hesapları da etkileyebilir. Güven inşa edilmeden başlatılan bir müzakere sürecinin başarısızlıkla sonuçlanması, uzun süreli bir donma dönemini de tetikleyebilir. Bu da........
