İmza başka yerde, fatura bizde: Maliye kimin planını uyguluyor?

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

KKTC’de son dönemde yaşanan ekonomik gelişmeler artık sadece teknik bir mali tabloyu değil, çok daha derin ve katmanlı bir krizi işaret ediyor; bu kriz, rakamların ötesinde bir yönetim anlayışının, karar alma biçiminin ve toplumsal güvenin sorgulanmasına yol açıyor. Kamu maliyesine dair ortaya konan veriler ile sahada hissedilen gerçeklik arasındaki fark giderek açılırken, toplumun geniş kesimlerinde “anlatılan ekonomi” ile “yaşanan ekonomi” arasındaki kopuş daha görünür hale geliyor. Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme taşıyor: Bu yaşananlar sadece bir ekonomik kriz mi, yoksa yönetim kapasitesinin sınırlarına dayanmış bir sistemin dışa vurumu mu?

Boş Kasa, Dolu Borç: KKTC Maliyesi Uçurumun Kenarında mı? Sorusu bugün hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda, çünkü bütçenin yaklaşık üçte ikisinden fazlasının maaş ve maaş benzeri harcamalara ayrıldığı bir yapı devletin hareket kabiliyetini ciddi şekilde kısıtlıyor. Bu yapı içerisinde kamu maliyesi adeta sabit giderlere kilitlenmiş, esnekliğini kaybetmiş ve krizlere müdahale edebilme kapasitesini de büyük ölçüde yitirmiş görünüyor. Giderlerin sürekli arttığı, buna karşılık gelirlerin aynı ölçüde büyümediği bir denklemde, ortaya çıkan bütçe açıkları borçlanma ile kapatılmaya çalışılıyor, ancak burada kritik olan nokta şu: Sorunun, kaynak eksikliğinden ziyade, mevcut kaynakların nasıl kullanıldığıyla ilgili olmasıdır. Bu gerçek, yaşanan krizi sıradan bir mali dengesizlik olmaktan çıkarıp doğrudan bir yönetim tercihi ve hatta yönetim zaafı haline getiriyor.

Borca Batan KKTC Maliyesi, Kötü Yönetimin Faturasını Halka mı Kesiyor? Sorusu, özellikle son dönemde artan hayat pahalılığı ve dolaylı vergilerle birlikte, daha da yüksek sesle sorulmaya başlandı, çünkü mali disiplini sağlama adına atılan adımların önemli bir kısmı doğrudan vatandaşın yaşam maliyetine yansıyor. Akaryakıt zamları, vergi artışları ve fiyat yükselişleri günlük hayatı zorlaştırırken, kamu harcamalarının verimliliğine dair ciddi bir sorgulama yapılmaması da dikkat çekiyor. Kontrolsüz büyüyen harcama kalemleri, performans ölçümü yapılmayan bütçe kullanımı ve zayıf denetim mekanizmaları varken, çözümün maaşlar veya halkın gelirleri üzerinden aranması, sorunun kaynağı ile çözüm yöntemi arasında belirgin bir uyumsuzluk yaratıyor. Bu durum kısa vadede mali rahatlama sağlasa bile, orta vadede iç talebi daraltarak ekonomik çarkların daha da yavaşlamasına neden olabilecek önemli bir riski de içinde barındırıyor.

Kendi Kendimizi Yönetememe Çıkmazı: Senaryo Yazıldı, Bize Sadece Ödemek mi Kaldı? Sorusu da işin en kritik boyutuna işaret ediyor, çünkü ekonomik kararların nasıl alındığı, en az hangi kararların alındığı kadar önemli hale gelmiştir. Geniş toplumsal etkileri olan düzenlemelerin yasama süreçlerinden çekilerek, daha dar bir çerçevede ve hızlı yöntemlerle hayata geçirilmesi, sadece bir teknik tercih değil, aynı zamanda bir meşruiyet tartışmasını da beraberinde........

© Kıbrıs Postası