menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürt meselesini siyaset değil, hafıza çözecek

31 0
16.08.2026

Türkiye bugün yeniden Kürt meselesini, silahsızlanmayı, toplumsal bütünleşmeyi ve bütün bunların hukukunu konuşuyor. Meclis’te kabul edilen yeni düzenlemenin aldığı yeterli oy, en azından silahlı çatışmanın sona erdirilmesi konusunda çok geniş bir siyasal iradenin oluşabildiğini gösteriyor. Fakat benim zihnim bugünden yıllar öncesine gidiyor. Çünkü Türkiye bu kapının önüne ilk kez gelmiyor. Ve belki bu kez yapılması gereken ilk şey, önceki denemeyi yalnızca hatırlamak yerine, nerede doğru yaptığımızı ve nerede korkularımıza yenildiğimizi anlamaktır.

O yılları düşündüğümde aklıma ilk gelen isim, aynı ülkede doğmaktan ve yakından tanımaktan onur duyduğum politik psikoloji dehası kabul edilen, Sigorni Ödülü sahibi, 5 kez Nobel Ödülü Adayı gösterilen, dünyaca ünlü psikiyatri profesörü Dr. Vamık Volkan’dır. Vamık Volkan’ın Kürt meselesine ilişkin yaklaşımının benim için kıymetli tarafı, meseleyi yalnızca terör, güvenlik, anayasa, yerel yönetimler veya kimlik hakları üzerinden okumamasıydı. Bunların hepsi önemliydi; fakat onun baktığı yerde bunların altında başka bir katman daha vardı: İnsan zihni.

Daha doğrusu milyonlarca insanın birlikte taşıdığı zihin.2009’da, henüz “açılım” kelimesinin kendisi bile Türkiye’de ciddi gerilim yaratırken, Dr. Volkan’ın yönetimindeki çalışmalar Türk ve Kürt kanaat önderlerini aynı masaya getiriyordu. “Türkiye’nin Büyük Çatısı” başlıklı çalıştayın sorularına bugün yeniden bakmak öğreticidir: Türkiye’de ortak bir aidiyet mümkün müdür? Tarihin hangi olayları kimlikleri birbirinden ayırmaktadır? Uzun yıllar süren çatışmanın ardından kimliklerde hangi psikolojik sorunlar oluşmuştur? Ayrımcılık ve ırkçılık tehlikesi var mıdır?Dikkat edin. Daha ilk soruda “Kürtler ne istiyor?” denmiyordu. “Birlikte yaşayacağımız çatı nasıl kurulabilir?” deniyordu.Aradaki fark çok büyüktür.

Çünkü ilk soru karşı tarafı mesele haline getirir. İkincisi ise “ilişkiyi” mesele haline getirir.Vamık Volkan’ın daha sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sunduğu çalışmada yaklaşık 70 öneri vardı. O gün için son derece cesur sayılabilecek başlıklar tartışmaya açılıyordu: Kürtçenin eğitim alanındaki yeri, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, ortak vatan duygusunun geliştirilmesi, kimlikleri yaralayan kimi sembollerin yeniden değerlendirilmesi… Ama raporun bence en önemli cümlesi bunların hiçbiri değildi. Esas düşünce şuydu: Kürtlerin hassasiyetlerini giderirken Türklerin korkularını büyütmeyeceksiniz; Türklerin kaygılarını giderirken Kürtlerin kimliğini inkâr etmeyeceksiniz.İşte hâlâ çözemediğimiz denklem budur.

Türkiye uzun yıllar Kürt meselesini ya yalnızca Kürtlerin mağduriyeti üzerinden ya da yalnızca Türklerin güvenlik kaygıları üzerinden konuştu. Oysa bir ülkenin toplumsal barışı, taraflardan birinin psikolojisinin diğerine galip gelmesi değildir.Barış, iki hafızanın aynı ülkede birbirini boğmadan yaşayabilmesidir.

Dr. Volkan’ın politik psikolojiye kazandırdığı en önemli kavramlardan biri “seçilmiş travma”dır. Büyük gruplar geçmişlerinde yaşadıkları bazı acıları yalnız hatırlamazlar; onları kimliklerinin parçası haline getirirler. Travma kuşaktan kuşağa aktarılır. O olayı hiç yaşamamış çocuklar bile dedelerinin aşağılanmasını, korkusunu, öfkesini veya yasını psikolojik bir miras olarak devralabilirler. Volkan’ın çalışmalarında bu aktarımın çaresizlik, aşağılanma ve tamamlanamamış yasla ilişkisi özellikle........

© Kıbrıs Postası