Trump’tan, U dönüşü mü? |
ABD Başkanı Trump’tan gelen mesaj, sıradan bir diplomatik açıklama değildir. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir U dönüşü, hatta daha doğru ifadeyle bir “mecburiyet dönüşü” dür.
Hürmüz Boğazı üzerinden verilen ültimatomun süresi dolmak üzereyken, bir anda “diplomasiye fırsat” söylemi öne çıktı.
Trump açıklamasında, “Orta Doğu’daki düşmanlıkların bütünüyle ve nihai olarak çözüme kavuşturulması” için son iki gündür ABD ve İran arasında “çok iyi ve verimli görüşmeler yürütüldüğünü” belirten Donald Trump, Amerikan ordusuna İran’ın enerji santrallerine ve altyapısına yönelik saldırıları beş gün süreyle erteleme talimatı vererek, diplomasiye fırsat tanıyacağına işaret etti.
ABD Başkanı Trump’ın sosyal medya paylaşımı, enerji piyasalarında gerilimin düşmesini, petrol fiyatlarının gerilemesini, uluslararası borsaların da yeniden yükselişe geçmesini beraberinde getirdi.
İran, Trump’ın açıklamasının yanına açıklama koydu mu?
Koymadı… Tam tersi açıklama İran Dışişleri Bakanlığına yakın kaynaklardan geldi.
İran haber ajanslarının geçtiği ve İran Dışişleri Bakanlığı’na dayandırdığı haberlerde, ABD ile İran arasında görüşme yapılmadığı, Trump’ın “Tahran’ın misilleme tehdidi nedeniyle geri adım attığı” ve bu açıklamanın “petrol fiyatlarını düşürme çabalarının bir parçası” olduğu iddia edildi.
Trump’ın manevrası bir tercih mi, yoksa zorunluluk mu?
Cevap nettir. Bu bir tercihten çok, zorunluluktur.
Çünkü sahadaki gerçekler, masa başında kurulan senaryoları birer birer çökertti.
ABD ve İsrail, İran’a yönelik saldırı planını yaparken hızlı sonuç alacaklarını düşündüler.
Hedef belliydi: İran’ı kısa sürede zayıflatmak, diz çöktürmek ve bölgesel dengeyi kendi lehlerine çevirmek.
Ancak hesap tutmadı. Belirlenen hedeflere ulaşılamadı. Hava operasyonları sonuç üretmedi.
Kara savaşı seçeneğinin ise gerçekçi olmadığı ortaya çıktı. Kara savaşı demek, sadece askeri risk değil, aynı zamanda siyasi intihar demektir.
Daha önemlisi, yalnız kaldılar.
NATO içinden beklenen destek gelmedi. Avrupa, bu maceraya mesafeli durdu.
Hatta bazı Avrupa başkentlerinde açık açık şu cümle kuruldu: “Bu savaş sürdürülemez.”
Bu tespit sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik bir tespittir. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan en küçük bir gerilim bile dünya ekonomisini sarsmaya yetti. Petrol fiyatları dalgalandı, piyasalarda tedirginlik arttı. Dünya, bu krizden kimin sorumlu olduğuna bakarken, işaret parmağı açık şekilde ABD ve İsrail’i gösterdi.
Bu noktada algı da değişti. Başlangıçta İran üzerine kurulan senaryolar yerini farklı sorulara bıraktı:
Netanyahu bu süreci nasıl yönetecek?
Artık tartışma İran’ın ne kadar dayanacağı değil, ABD ve İsrail’in bu yükü ne kadar taşıyabileceğidir. Çünkü savaş sadece cephede verilmez. Savaş aynı zamanda ekonomide, diplomaside ve kamuoyunda verilir.
Bu üç alanda da ABD ile İsrail’in zorlandığı açıkça görülüyor.
İran için “dayanamaz” diyenler vardı. Ama görünen o ki, asıl zorlanan taraf başkaları oldu.
Mühimmatın da sınırı vardır. Siyasi desteğin de. En önemlisi, küresel meşruiyetin sınırı vardır.
Bugün gelinen noktada Trump’ın geri adımı, aslında bir zayıflık değil, zorunlu bir gerçekliktir. Ama bu gerçeklik, aynı zamanda bir başarısızlığın itirafıdır.
Şimdi sorular çoğalıyor:
ABD bir kez daha böyle bir maceraya girer mi?
İsrail, Orta Doğu’da eskisi gibi başına buyruk hareket edebilir mi?
Bu savaşın faturası kimlere kesilecek?
Henüz kesin yargılar için erken. Ama bir gerçek var ki artık inkâr edilemez:
Bu savaşın kazananı olmayacak. Ama kaybedeni, ilk başta sanıldığı gibi İran olmayabilir.
Belki biraz erken gibi ama şu soru mutlaka yaygın olarak sorulacak:
Güç, her zaman sonuç almaya yeter mi? Yanıt, bugün Orta Doğu’da yazılıyor.