menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kıbrıs’ta mülkiyet meselesi-1

3 0
monday

Strasbourg’un gösterdiği yol

Gazetecilerin halka karşı en temel görevlerinden biri, ülkemizi ve bölgemizi doğrudan ilgilendiren gelişmeleri yakından izleyerek kamuoyunu bilgilendirmek ve farkındalık yaratmaktır. Bu sorumlulukla, İngiliz hukukçu Lennart Poulsen’ın Kıbrıs mülkiyet meselesine dair iki çalışmasını köşeme taşıyorum. 9BR Chambers (9 Bedford Row) Bürosu Kıdemli Dava Avukatı olan Poulsen’ın ilk yazısı The Barrister dergisinin Ekim 2025 sayısında, ikincisi “Orams Revisited” başlığıyla 7 Mayıs 2026’da yayımlandı. Bugün başlayan yedi bölümlük dizide, bahse konu çalışmaları hukukî kapsamlarını aşmadan okurumuzun bilgisine getireceğim.

Kıbrıs’ta mülkiyet, yarım yüzyılı aşan ihtilafın en ağır hukukî mirasıdır. 1974 sonrasında kuzeyde taşınmaz bırakan Kıbrıslı Rumlar ile güneyde taşınmaz bırakan Kıbrıslı Türklerin talepleri, yalnız eski tapu kayıtları üzerinden değil, aradan geçen zamanın ürettiği yeni hukukî ve toplumsal gerçeklik üzerinden de ele alınmak durumundadır.

Tam bu noktada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2010 tarihli Demopoulos ve Diğerleri/Türkiye kararı, (2010) 50 EHRR 13, tartışmanın yönünü değiştirmiştir. Büyük Daire, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 67/2005 sayılı yasa çerçevesinde kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nu, kuzeydeki mülkiyet iddiaları bakımından erişilebilir ve etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul etmiştir. Sonuç açıktı: Kıbrıslı Rum başvurucular Strasbourg’a gitmeden önce Komisyon yolunu tüketecekti.

Kararın taşıdığı asıl fikir şudur: uluslararası tanınma ile insan hakları hukukundaki etkililik aynı kavramlar değildir. Mahkeme KKTC’nin uluslararası statüsünü değiştirmemiş, fakat sırf tanınmama olgusundan hareketle kuzeyde kurulmuş her mekanizmanın yok sayılmasını da kabul etmemiştir. Belirleyici olan, başvurucuya gerçek bir giderim imkânı sunulup sunulmadığıdır.

Demopoulos’un önemi yalnız Komisyonu tanımasında değildir. Mahkeme, 1974’ten sonra geçen uzun zamanın ürettiği gerçekliği de hesaba katmış, her eski malikin her durumda otomatik biçimde taşınmazına döndürülmesinin zorunlu olmadığını, mevcut kullanıcıların konumunun ve üçüncü kişilerin menfaatlerinin de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Kararın en çok atıf........

© Kıbrıs Gazetesi