Kıbrıs’ta militarizasyon ve vekâlet savaşlarının gölgesi |
Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası dönemin en derin kırılmalarından birini yaşarken, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs bu sarsıntının merkezlerinden biri haline gelmiştir. Yıllardır bu sütunlarda ısrarla dile getirdiğim “küresel sistemin can çekiştiği” tezi, bugün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin işlevsizliği, uluslararası hukukun seçici uygulanması ve “güçlünün hukuku”nun evrensel normları aşındırmasıyla acı bir gerçekliğe dönüşmüştür. Küçük coğrafyalar büyük güç rekabetinin operasyonel alanlarına çevrilirken, Kıbrıs da bu sürecin dışında kalmamaktadır. Özellikle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Fransa, ABD ve İsrail başta olmak üzere Batılı aktörlerle derinleştirdiği askerî iş birlikleri, adayı barış ve istikrar alanı olmaktan çıkarıp Orta Doğu’daki krizlerin lojistik, askerî ve diplomatik uzantısı haline getirmektedir. Kıbrıs meselesinde yarım asrı aşkın süredir değişmeyen temel gerçek şudur: Rum liderliği, adanın tamamı üzerinde tek taraflı temsil ve egemenlik iddiasından vazgeçmemekte; Kıbrıs Türk Halkının kurucu ortaklık statüsünü, siyasal eşitliğini ve güvenlik ihtiyaçlarını sistematik biçimde yok saymaktadır. Bugün GKRY’nin Fransa ile imzalayacağı duyurulan Kuvvetlerin Statüsüne İlişkin Anlaşma, yani SOFA, bu yaklaşımın yeni ve tehlikeli bir aşamasıdır. Bu anlaşma yalnızca teknik bir askerî düzenleme değil, Kıbrıs’ın güvenlik mimarisini Rum tarafının tek yanlı tasarruflarıyla yeniden şekillendirme girişimidir. Bu noktada hukuki meşruiyet meselesi önemlidir. 1960’ta kurulan ortaklık devleti, Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumlarının eşitliği temelinde inşa edilmişti. Ancak 1963’ten itibaren Kıbrıs Türk Halkının silah zoruyla devlet mekanizmasından dışlanmasıyla bu ortaklık düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır. Rum yönetiminin bugün “Kıbrıs Cumhuriyeti” unvanı üzerinden adanın tamamı adına uluslararası askerî taahhütlere girmesi, Kıbrıs Türk Halkının kurucu ortaklık haklarını ve 1960 düzeninin anayasal-siyasal dengesini yok sayan tek taraflı bir tasarruftur. Bu nedenle söz konusu girişimler, KKTC ve Kıbrıs Türk Halkı bakımından hukuki ve siyasi meşruiyet üretmemektedir. KKTC Dışişleri Bakanlığımızın da vurguladığı üzere, GKRY’nin adanın tamamı adına üçüncü devletlerle askerî anlaşmalar yapması KKTC ve Kıbrıs Türk halkı nezdinde yok hükmündedir. Rum liderliğinin “adanın tek meşru temsilcisi” olduğu iddiası, hukuki gerçeklikten ziyade, uluslararası sistemin yıllardır sürdürdüğü haksız ve dengesiz tanıma........