Hidrokarbon Boru Hattı Projesi |
Doğu Akdeniz enerji denklemini, Türkiye–KKTC ilişkilerinin stratejik boyutunu ve Kıbrıs Türk halkının enerji arz güvenliği meselesini yaklaşık on beş yıldır yakından takip eden; bu alanda yüzlerce değerlendirme ve köşe yazısı kaleme almış biri olarak, bugün geçmişte ortaya koyduğumuz analitik öngörülerin somut devlet politikalarına dönüştüğünü görmek son derece anlamlıdır. Ankara ile Lefkoşa arasında enerji, hidrokarbon ve altyapı alanlarında şekillenen yeni iş birliği iradesi, yalnızca teknik bir yatırım başlığı değil; aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının ekonomik sürdürülebilirliği, enerji güvenliği ve egemenlik perspektifi bakımından tarihî bir eşiğe işaret etmektedir. Nitekim Kıbrıs Türk halkının enerji arz güvenliğine ilişkin uzun süredir dile getirilen yapısal ihtiyaçlar, artık Ankara ve Lefkoşa ekseninde yürütülen diplomasinin ana omurgasını oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz ile KKTC Başbakanı Sayın Ünal Üstel’in 20 Mayıs 2026 Çarşamba günü Ankara’da gerçekleştirdiği son resmî temaslar, bu ortak vizyonun yatırım safhasına doğru ilerlediğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Sayın Yılmaz ve Üstel, ortak basın toplantısında deniz altı enterkonnekte elektrik kablosu ve doğal gaz hattı projelerinde teknik çalışmaların nihai aşamaya geldiğini ve yakın bir süreçte yatırım safhasına geçileceğini belirtmişlerdir. TC Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Alparslan Bayraktar ile Haziran ayında gerçekleştirilmesi planlanan KKTC ziyareti, hükümetler arası çerçeve anlaşmaların imzalanması hedefiyle, bu vizyonun hukuki ve kurumsal altyapısını tahkim edecektir.
Bölgesel rekabetin jeopolitik arka planı ve çöken ittifaklar
Söz konusu enerji ve hidrokarbon entegrasyonu adımlarını rasyonel bir zeminde değerlendirebilmek için Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini yakından incelemek gerekmektedir. Hatırlanacağı üzere; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İsrail ve Yunanistan arasında imzalanan Lefkoşa Bildirgesi; hidrokarbon aktarımı, elektrik enterkonnekte sistemleri ve su yönetimi gibi alanlarda üç taraflı, Türkiye’yi dışlayan bir işbirliği mekanizması öngörmüştü. Ancak bu ittifakın ürünü olan EastMed hidrokarbon boru hattı ile EuroAsia ve EuroAfrica projeleri, jeopolitik iddialarının ötesinde ciddi teknik ve ekonomik handikaplar barındırmaktaydı. Deniz altı güzergâhlarının yer yer 3.300 metreyi bulan derinlikleri, maliyetleri sürdürülebilir olmaktan çıkarmıştır. Bundan da öte, söz konusu güzergâhların BMDHS’nin 79. maddesi uyarınca kıyı devletinin rızasını gerektiren Türkiye’nin kıta sahanlığından geçirilmesi planlanmıştı. Türkiye’nin deniz yetki alanlarındaki kararlı duruşu, sarsılmaz diplomatik refleksleri ve donanma diplomasisi neticesinde, bu tek taraflı ve........