We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Gecikmiş gözyaşları

1 1 1
26.09.2021

“Ne yapacağım şimdi, bilemiyorum” dedi Cevher, elindeki kahve fincanından bir yudum alarak. Ablası Hanife’nin mutfağında oturuyorlardı. Mutfağa aydınlık bir sabahın cömert gün ışığı dolmuştu.

İki kardeş, mümkün olduğunca sabah kahvelerini beraber içmeyi severlerdi. Bazen dertleşirler bazen sadece sohbet ederlerdi. Seyrek olsa da sessizliği paylaştıkları da olurdu.

Öğlen yemeğine yetiştirme telaşıyla fasulye ayıklayan ablası, aceleyle yanıtladı: “Oğlan sana tutkun, seninle çıkmak istiyor. Sen de boş değilsin bence.”

Cevher, ablası Hanife’nin bu yorumunu yüzünü ekşiterek karşıladı.

“Naz yapma kuzum. Daha iyisi can sağlığı” diye devam etti Hanife. “Devlette memur, yakışıklı üstelik. Annesi de yokmuş. Kaynana, maynana derdin de olmayacak yani.”

Kahvesinden bir yudum daha aldı ve ekledi: “Ortada fol yok yumurta yok, sen beni evlendirdin bile abla…”

Kardeşinin sözünü kesti Hanife.

“Ayrılalı bir yılı geçti. Hâlâ o adi herifin yasını mı tutacaksın?”

“Adi herif falan değil. Beni sevmedi, sevemedi işte. Bu yüzden terk etti. Beni kimse sevemiyor. Niye uğraşıyorum ki?”

“Böyle deme kuzum. Şanssızdın. Ama her şey değişecek, bak. Bu oğlanı gözüm tuttu.”

Düşündü Cevher. Otuzuna yaklaşıyordu ve hayatında bir nişan, uzun soluklu iki de flört yaşamıştı. Üçü de yürümemişti. Üçünün de bahanesi benzerdi: “sen iyi kızsın, benden daha iyilerine layıksın.”

Anlıyordu Cevher. Kibarlıklarından aynı sözleri söyleyerek gidiyorlardı. Söylenmemiş sözler vardı. Ve bu sözlerin ne olabileceğini düşünmekten yorulmuştu.

Kahvesinin son yudumunu alırken, düşünmeden edemedi. Çekici değildi belki. Belki de çok sıkıcıydı. Bilemiyordu. Bildiği tek şey, ilişkilerinin kaderiydi: Yarım kalan ilişkiler.

Özellikle son ilişkisi. Nişanlısı. Ahmet. Ona bir başka bağlanmıştı Cevher. Her şey yolunda sanmıştı. Çektiği acılardan sonra, ödülüne kavuştuğunu düşünmüştü. Kendine ait ve ait olduğu bir erkek. Çok mutluydu.

Öyle ki, nişanlısı “ayrılalım, yürümüyor” dediğinde, donup kalmıştı. Bir damla yaş akmamıştı gözünden. Sadece, “neden, ne oldu” sözcükleri dökülmüştü dudaklarından. Nişanlısı, “sen çok iyisin. Benden daha iyilerine layıksın” demişti.

Bu sözcükleri, daha önce de duymuştu. Hem de iki kere. Sözcükler insanı vurur mu? Vurur işte. Vurduğu yerde de kalırlardı: “sen çok iyisin ama…”

Başka bir ilişki deneyimi istemiyordu. Hazır değildi ve belki de hiç hazır olmayacaktı.

Biteceği belli ilişkileri denemekten bıkmıştı.

Ablasının sesi ta uzaklardan geliyor gibiydi. Ne söylediyse, kaçırmıştı Cevher. Son sözcükleri yakalamaya çalıştı.

Hanife fasulyeleri ayıklamayı bitirmiş, domateslere geçmişti. “Böyle gitmez” diyordu ablası, elindeki bıçağı sallayarak. “Yalnızlık, Allaha mahsus.”

Yalnız kalmayı seçmemişti. Sadece yalnız kalmıştı. Ruh eşi falan, hepsi romantik saçmalıklardı. Onun eşi yoktu, olmayacaktı. Bunu ne kadar çabuk kavrarsa, yere o kadar sağlam basacaktı.

İçerideki cılız sesi duydu bir an: “İlişkilerin neden yürümüyor Cevher?”

“Neden” sözcüğü kafasının içinde dans ediyordu sanki. Yanıtsız sorulara düşeli çok uzun zaman olmuştu. Yüreğindeki ağırlık da giderek artıyordu. “Bir ağlasam, doya doya ağlasam, yüreğim çözülecek, rahatlayacağım… Ama ağlayamıyorum işte. Ahmet gideli akmıyor gözümün yaşı.”

Ablası konuşmaya devam ediyordu ama Cevher duymuyordu. Tek duyduğu içerisinden gelen “neden” sözcüğüydü, kalbi ve aklı el ele vermiş, ona meydan okuyordu.

“Bir yerlerde bir yanlış yapıyorum ama ne? Nasıl oluyor da ilişkimin yürümediğini anlayamıyorum? Nasıl oluyor da bir anda dışarı atılmış hissediyorum?”

Sesli düşündüğünü, Hanife’nin yanıtıyla anladı. Ablası “senin suçun yok kuzum, sadece arızalı kişiler çıktı karşına” diye Cevher’e her zamanki yanıtını verdi.

“Elbette böyle söyleyeceksin abla. Bendeki kusurlara gözlerin kapalı senin.........

© Kıbrıs Gazetesi


Get it on Google Play