Sen Lefkoşalı değilsin
Kolay değildir Lefkoşalı olmak… Gerçek Lefkoşa’nın yerlisi olmak…Bugünün Lefkoşa’sının o büyülü eski Lefkoşa olmadığını acıyla kıvranarak bilmektir aslında “Lefkoşalı” olmak.. Bugünün ruhunu yitirmiş Lefkoşa’sında Lefkoşalı olmak hiçbir anlam taşımıyor artık… Bugünün Lefkoşalısı olmak hiç marifet değildir ve olmamak da daha iyidir aslında… O büyük ve üretken Lefkoşa sevdalısının, Haşmet Muzaffer Gürkan’ın adı anıldığında saygı duruşuna geçme duygusuna kapılmıyorsan… Arap Muhammet’in yazlık “Beyrut Sineması”nda ikide bir kopan “Sabu” ve “Baytekin” filmlerini Muhammed’in ikramları eşliğinde; “Halk Sineması”nda Kerime Nadir’den uyarlama “Hıçkırık” ve Esat Mahmut Karakurt’tan uyarlama “Son Gece” filmlerini; Hüsrev Erdentuğ’un “Çiçek Sineması”nda Gary Cooper’la Ingrid Bergman’ın Türkçe konuştuğu dublaj yapımları, “Şahin Sineması”nda Kung-Fu’ları ve spagetti westernleri seyretmemişsen… Yazlık ve kışlık sinemalarda iki film arasında tombala oynamamışsan… Çağlayan Çağlayan’ken, Hüseyin Çağlayan’ın patatesli fırın kebaplarıyla Angliya eşliğinde ziyafet çekmemişsen… Fuat Veziroğlu’nun şairlik günlerinde “Çukur Yanaklıya Mektuplar” yazdığı Abdi Çavuş Sokağı’nda ayak izlerini ve yürek çarpıntılarını bırakmamışsan… Hikmet Afif Mapolar’ın; nam-ı diğer Gökmen’in “Kitap Sarayı”nda enfiye kokuları arasında ülke ve edebiyat meselelerinin tartışıldığı ortamlarda bulunmamışsan… Özker Yaşın’ın kitapevinde İstanbul’dan gelecek yepyeni aşk romanlarının siparişini yapmamışsan… Halkın Sesi’nde Yavuz’un, Bozkurt’da Osman Türkay’ın, Hürsöz’de Fevzi Ali Rıza’nın köşe yazılarını okumamışsan… Restorasyon öncesi Samanbahça’nın tozu-toprağı içinde top koşturtmamışsan… Kardeş Ocağı’nın gün görmüş yenidünya ağacı altında kent dedikodularının ve tavla şakırtılarının ortasında kahveni ya da limonatanı yudumlamamışsan… “İlk Sahne”nin kapalı gişe oyunlarını Yenicami’deki Atatürk İlkokulu’nun, kırık camlı derme çatma salonunda izlememişsen… Bilgisayarın ve........
