Pazartesi notları |
DOLU SAĞANAĞINA YAKALANMAK: Rum Lider Nikos Hristodulidis ölümcül ve yıkıcı füzelerin devreye konulmasıyla müthiş teknolojik bir savaşa dönüşen Orta Doğu krizini aklınca fırsata dönüştürdü… Güney Kıbrıs’ı daha da silahlandırma adına Yunanistan’dan, Fransa’dan ve İngiltere’den karşılıksız kalmayan askeri isteklerde bulundu… Bu ülkeler bu isteklere tabii ki kayıtsız duramazlar emperyal çıkarları gereği… Güney Kıbrıs’a uçaklar, savaş gemileri, savunma adına sofistike nice silah ve askeri gereç – sistem gönderdiler ve göndermektedirler… Sanırsınız Güney Kıbrıs istila tehdidine maruz… Bu müttefiklerin hedefinde ve aklında İran var görünüşte… İran Kıbrıs’ı işgale mi kalkışıyor ki, Güney Kıbrıs’a bu kadar olağanüstü askeri yığınak yapılıyor? Bu soruya “evet” denemeyeceğine göre, yığınağın amacı ve hedefi başkadır… Ve hedef de, menzil de bellidir… Amaçta, hedefte ve menzilde “işgal bölgesi” olarak tanımladıkları KKTC’nin, Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin olduğunu düşünmemek için, çok düşüncesiz olmak gerekir… O kadar da düşüncesiz değiliz çok şükür… Fırsatçı Hristodulidis hiç mi farkında değildir ki, ülkesini kurtulamayacağı bir emperyal işgalin sarmalına sokmaktadır? O davet ettiği emperyalistler Kıbrıs’a koşa koşa gelirler… Ama geri gidişleri hiç de öyle koşa koşa ve kolay olmaz… Fırsatçı Hristodulidis yağmurdan kaçacağını sanıyorsa yanılıyor… İçine girmekte olduğu ürkünç iklim tam bir dolu sağanağıdır… Sözde garantör ülke İngiltere’nin Kıbrıs’ta neyin garantörü olduğu da gittikçe daha fazla anlaşılıyor… İngiltere Kıbrıs’ın değil, kendi emperyal çıkarlarının garantörüdür… Bu gerçeği akil Kıbrıslı Rumların da net biçimde anlamakta olduklarını Rum kamuoyundan ve Rum basınından yükselen kaygılı seslerde ve yapılan tepki gösterilerinde görüyoruz… Bu bağlamda Rum Basınında yayınlanan bir karikatür de çok manidar… Karikatürde, 1950’lerde İngilizlerle mücadelesinde öldürülen EOKA’cı Grigori Afksentiyu’nun heykeline Rum kızcık şunları diyor: “Sana söylemek istediğim şu ki Grigori, onlara daha fazla katlanmayacağız. İngiliz üslerini Kıbrıs’tan atmak için bugünden itibaren yeniden kutsal mücadele başlatıyoruz.” EOKA’nın İngiliz emperyalizmine karşı mücadelesini sonuçlandıramadığının ironik vurgusu… Bu karikatür değil, KARAKATÜR! Mizahın karası… * OKULLAR ÇOCUKLAR İÇİN NE KADAR GÜVENLİ: ABD’nin First Lady’si Melanie Trump, Birleşmiş Milletler’de Beyaz Saray’ın himaye ve katkısında düzenlenen bir seminerde konuşurken Amerikan duyarsızlık ve ikiyüzlülüğünün sembolü olarak algılandı ve küresel boyutta tepkilere neden oldu geçen hafta… “Çocuk ve Güvenlik” konulu bu seminerin onur konuğu olan Melanie Trump konuşmasında sözcüklerin üzerine basa basa “Okullar çocukların en güvenceli alanıdır” derken, Tahran’da on binlerce yaslı ve öfkeli insanın gözyaşının sel olduğu çoklu bir cenaze töreni yapılıyordu o anda… İran’a yöneltilen ilk bombardımanda vurulan bir kız okulunun 169 öğrencisinin toplu cenaze töreni idi bu… Evet… Okullar çocuklar için ne kadar güvenceli! Faşizm ve emperyalizm karşısında… Omuzlarına düşen uzun saçlarını parmaklarıyla zarif biçimde tararken asıl bu sorunun yanıtını versin ABD First Lady’si… * ÖĞRENCİNİN ÖĞRETMENİNİ ÖLDÜRMESİ: Velilerimiz öğretmenlerimizin bilgiye ve güzele yönlendiren eğitimlerinden o kadar emindiler ki, bizi okula teslim ettiklerinde öğretmenlerimize de “eti senin, kemiği benim” derlerdi… Bir zamanlar böyleydi efendim… Ne etimize dokunulurdu, ne kemiğimize… Ama otorite ve disiplini dozunda kullanan gerçek eğitimciler elinde etimiz de, kemiğimiz de, beynimiz de onların verdiği feyzle ışıldardı… Öğretmenlerimizi korkuyla da karışık bir saygıyla başımıza taç yapardık… Korkumuz “aman öğretmenlerimizi kızdıracak bir haylazlıkta bulunmamaya” dairdi… Günümüzde ise geleneksel Türk kültürünün asla tanık olmadığı ve olmaması gereken eğitim trajedileri yaşanıyor… Genç kadın öğretmen Fatma Nur Çelik’in, Dünya Kadınlar Günü’ne az bir süre kala İstanbul’da eğitim verdiği okulda kendi öğrencisi 17 yaşındaki sapkın tarafından sırtına indirilen bıçak darbeleriyle canice yaşamdan koparılması çok korkunç ve dehşetengiz bir olaydı… Geçen hafta kamuoyu bu cinayetle sarsıldı… Ve bu, kaçıncı öğretmen cinayeti? Caniliğin adı, okullardaki akran zorbalıklarının öğretmen kırımına evrilmesi! Kabul edilebilir değil… Ama bu travmatik gidişatın nedenleri de saptanarak durdurulması gerekir… Eğitim anarşi demek değildir… Maktul kadın öğretmen, tehlikenin ürkütücü sarmalını duyumsayarak ve duyumsatarak, “okullarda artık güvende değiliz” diye uyarılarda da bulunmaktaydı… Korktuğu başına geldi Fatma öğretmenin… “Kötü tohum” nitelikli bazı çocukların topluma kazandırılabilmeleri için okulda değil, ıslah evinde olmaları gerekir… Ruhu şad ola aynı zamanda bir anne olan Fatma öğretmenin…