Okurlardan teşekkürlerimle |
HÜSEYİN BİLGEKUL: Gazimağusa Hapsolmuş bir kent… Güneyi, Rum Maraş sınırları, Kuzeyi koruma altında olması gereken tarihi, doğal yaşam alanları durmadan saldırı altında… Koruyabilecek miyiz?… Doğusu, deniz… Fakat ulaşmak çok zor. Sahilde denizsiz bir kent. Batısı, kurak Mesarya ovası. Şimdi de çılgınca bir akın var Mesarya’ya doğru… Batı çıkışımız şimdilik açık. Amma bu gidişatla, o da tıkanır yakında. Girne gibi olur burası da. Çılgınca, delicesine, bir gelişim furyası kıskacında Gazimağusa da. Tıpkı Girne gibi… Betonlar, betonlar… Yan yana, üst üste, dip dibe. Herkes saldırıyor her yana. Ne deniz dinler, ne sulak alan, ne de tarihi geçmiş. Herkes saldırıyor bir tarafından… Kurt sürüsünün leşe saldırısı gibi. Herkes çekiştiriyor bir yerini, kendi kısmetini koparmak için. Nereye kadar, nere kadar sürer bilinmez. Anlaşılan bir zamanların nostaljik kenti Girne gibi, Gazimağusa da hapsolacak… Nereye mi?.. Kendi içine, tarihi kalıntı ve bataklıkları içine. Girne gibi, Gazimağusa da hapsoluyor göğe yükselen betonları içine. Ne bir ‘dur’ diyen var, ne de bir ‘yapamazsın’ diyen… Ne de ‘burada yalnız bu yapılabilir’ diyen. Başıboşluk hakim ülkede… Deliler gibi özledik planlı programlı bir gelişmeyi. Amma göremedik ve göremiyoruz hiçbir şeyde bunu. Herkesler ‘böyle geldi, böyle gider’ modunda. Konduruyor herkesler her yere, istediği garabetini. Çıkamaz olduk Gazimağusa dışına. Çok acil değilse çıkmıyorum Karpaz yönüne. Trafikten dolayı, sıkışıklıktan dolayı… Eskinin yolları, eskinin planları kaldıramıyor artık bu çok ağır yükleri. Onca apartmanlar, onca gök delenler… Amma yollar aynı yol. Arabayı koymuşuz atın önüne. Şittalıyoruz (ata yürümesi için sivri uç batırmak) atı gitsin diye. Gidebilir mi bu at sizce?..” *** ARİF BAYKAL: “Bay Hristo’nun profesyonel dansözlerden daha iyi kıvırdığı malûm. Her kim ki, bunlarla adilane, hakça bir çözümde anlaşacağımızı düşünüyorsa, aha Hristo, hade gidin de anlaşın, yahut da beyaz bayrak çekin… Kendimize gelelim, ÖZGÜRLÜK ve ESARET arasında seçim yapmak zorundayız. İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM en akla yakın çözüm şeklidir… Zaten şu anda iki ayrı devlet mevcuttur. Yarım asır geride kaldı… Onlar güneyde, biz kuzeyde, kavga etmeden yaşıyoruz. Rum’un aslında istemediği, fakat, dünyayı aldatmak için ‘ister’ göründüğü ‘federal çözüm’, artık mümkün değildir. Tanınmış olmanın avantajıyla, üçüncü ülkelerle askeri anlaşmalar, tatbikatlar, askeri teçhizat, kara, hava deniz saldırı silahları alımında artış yapanlar, gerçek niyetlerini belli etmiyor mu? Bu aşırı silahlanma niçindir, nedendir? Bu silahların hedefinde kimler vardır? Onların istediği şekilde bir anlaşma yapacaksak, yıllarca niye direndik, neden öldük? Siyasiler, koltuk kavgası yaparken, vatan elden gidecek. Aziz şehitlerimiz, sizin can verdiğiniz, geride yetim evlatlar bıraktığınız bu toprakları koruyamazsak, hepimize YUH OLSUN…” *** İBRAHİM ÖZDURAN: “Yıllardır aynı hikâye. Rum’a adayı versen ‘başkentim İstanbul’dur onu da isterim, Anadolu’yu da’ diyecek.. Hatta ‘Türkleri dünyada görmediğimiz gün mutlu olacağız’ diyecekler… İçlerindeki his bu… Benim öyküme gelecek olursak… 2018 e kadar barışa ve birlikte yaşamaya inanırdım. 5 yıl süreyle, 2023 yılına kadar korona dönemi dahil, Güney’de içlerinde müzisyen olarak çalıştım. Rumların %85 i Kıbrıslı Türklerin bu adada misafir olduğu ve bir gün gidecekleri hayalindedir… Bir ufak tartışmada can ciğer olduğum bir Yunanlı bana karşı ağır sözler sarf etmişti… ‘Ne zaman ki bir Türk kızını (….), ya da bir Türk’ün kanını dökerim o zaman mutlu olacağım’ demişti bana… Müzisyenim dedim… İşte bu bağlamda Kıbrıslı bir Rum kadınla yaşadığım olay: Çalıştığım restoranın yeni yıl yemeğinde benden şarkı söylememi rica eden şirket sahibine ‘ben Rumca çok şarkı bilmiyorum… Birkaç tane bilirim yarım kelimelerle ve yanlış… Onları çalayım, gerisini Türkçe okurum’ dedim. Adam ‘sen istediğini söyle burası benim mekân’ dedi. Yer Agia Napa’da bir Rum meze tavernası… Ben 2 – 3 Rumca şarkı okudum bildiğim kadarıyla… ‘Dillirga’nın yarısından sonrasını da Türkçe okudum. Lokalde birlikte çalıştığım, kanser olan ve vefat eden kızının hastalığı ve cenazesi dolayısıyla işe gelmediği günler yerine gidip extramı onun saatlerine yazdığım o Rum bayan, ‘ohi Turciga, ohi Turciga’ diye bağırarak bir zivaniya bodirisini bana doğru fırlattı. Yerde kırılan bodirinin kalın kısmı aşığıma isabet etti. O anda ayağımdan vurulduğumu sandım… Şarkıları bitirdim, teşekkür edip yerime geçtim. Yoksa orada çok büyük rezillik yapabilirdim. Yerime oturdum ve baktım ayakkabımın içi kan dolu. Kimse benden özür dilemedi. Bu 5 yılda yaşadığım ve hiç unutmadığım 2 olay. Bizim gibi düşünen bir arkadaşım ve görüştüğüm aileler de var tabii ki Rumlar arasında… Ama sayıları çok yetersiz…” *** HASAN SAYAR: “1963 Kanlı Noel saldırıları, bizi azınlık statüsüne düşürmek ve Cumhuriyet’in kuruluşundaki siyasal eşitliğimizi ortadan kaldırmak için önerdikleri 13 maddelik değişikliğe itirazımız üzerine başlamıştı. Rum Lider Nikos Hristodulidis de, Rum-Yunan ikilisi de bu hayallerini terk etmiş değillerdir. Bizim varlığımızı kaale almadan bazı ülkelerle yaptıkları tüm anlaşma ve işbirliği sözleşmelerinin de tek amacı Kıbrıs Türk varlığını adadan silmektir…” *** WILSON CHURCH: “Anlayamadığım şu: Tüm UN (BM) gözlerine at gözlüğü takmış… Kıbrıs Rumlarının yıllarca yaptıklarını unutmuşlar… Ve üstüne üstlük Türk toplumunu ikinci klas (sınıf) olarak görmekte ısrar etmeleri dikkate alınmıyor…. Değil 50 sene, 500 sene dahi geçse bu saplantıdan kurtulmalarının imkânsız olduğunu anlamıyorlar. Ya da anlamak istemiyorlar… Ekonomi ne kadar kötü olursa olsun, eşitlik olmadan ne can güvenliği, ne de özgürlük olur. İngiltere’nin Yunan hayranı kraliyet ailesinin oyunu ile sayısı ve hakları adada artırılan Kıbrıs Rumlarına boyun eğilemez. Srebrenitsa soykırımına 1995’de gözlerini kapayan ‘iyilik meleği’ Avrupalılara bu bağlamda yeni bir imkân daha verilmemeli… Ve asla verilmeyecek de…”