Bayram olabilse bayramımız / Ortay’sız ilk bayram

BAYRAM OLABİLSE BAYRAMIMIZ :“Âlem-i İslâm’a rahmet su gibi aksın,/ Bayram olsun bayramlarınız… / Evleriniz cennet kokusu gibi dolsun, / Bayram olsun bayramlarınız…/ Serilsin gönüller döşek misali,/ Patlasın sevgiler fişek misali, / Hakikat, durmadan, şimşek misali çaksın, / Bayram olsun bayramlarınız…”

Türk edebiyatının ünlü şairi Abdürrahim Karakoç’un bu dizeleriyle kutluyorum herkesin Ramazan Bayramı’nı…

Ve tıpkı onun gibi “bayram olsun bayramlarınız” diyorum tüm kalbimle…

Ama keşke her şey iyi niyetle dediklerimiz ve dilediklerimiz gibi olsa… Bu doğrultularda gerçekleşse beklentilerimiz…

Bayram sevinç demektir…

Peki sevinebiliyor muyuz bu bayram günlerinde?..

Hiç de sorumlusu ve katmanı olmadığımız, ama yine de ortasında kaldığımız savaş yangınlarında bayram sevincini doyasıya yaşayabiliyor muyuz?..

Savaş dolayısıyla dünyamız, gittikçe büyüyen ve süresi de çok uzun öngörülen bir ekonomik krizin sarmalında iken, savaşa taraf olanlar kadar acı çekmektedir insanlık…

Çağdaş küreselleşme artık o boyutta ki, insanlar bir bölgedeki savaşın çok uzağında olsalar da, olumsuz etkilenmelerden kurtulamıyorlar…

Tüm ekonomik sektörler ve kurumlar savaştan sakatlanmalar ve yaralanmalar aldıkça, bundan insanlar da nasiplerini alıyorlar haliyle…

Bizim için Bayramlar, turizmin de patlama yaparak bayram yaptığı dönemlerdir… Gelenekselleşen bu patlamaya bu kez tanık olamıyoruz ne yazık…

KKTC turizminin güncel melalini, Otelciler Birliği Başkanı Dimağ Çağıner Bayram öncesinde yaptığı açıklamayla duyurmuş ve bizi nasıl bir bayramın beklediğini anlatmıştı…

Çağıner,  “lokomotif” nitelikli kendi sektörü hakkında konuşurken “Turizmimiz bu koşullarda pandemi dönemini arar hale geldi” diyordu…

Hem de Bayram ortamında…

Üzüntüyle öğrenilen şu ki, eski bayramları yüzde yüz doluluk oranıyla karşılayan otellerimizin bayram manzarası maalesef ancak yüzde 35 tablosunda kaldı bu kez…,

Tenhalığa bakar mısınız?… Biz bize, diz dize bir bayram geçiriyoruz… Turizme bağlı tüm sektörlerimizi olumsuz etkileyecek bir dram…

Tabii ki, turizm bizim için lokomotif sektördür… Lokomotif teklerse, vagonlar durumundaki diğer üretim, hizmet ve tedarik sektörleri de tekler anında…

Demek ki, genel anlamda olayın bam teli neymiş?..

Savaşlar, küresel salgın hastalıklardan daha yıkıcıdır… Ve hatta olası salgın hastalıkların üreticisi ve yayıcısıdır da dünyasal yaşamı mahveden savaşlar…

İşte tam da bu nedenle, basireti bağlanmaması gereken insanlık, aklını başına toplamalı…

Savaşları da, savaşları çıkaranları da, savaşma heveslilerini de ne yapıp edip mutlaka durdurmalı… İnsanlık iradesinin öngördüğü de budur…

Ne yazık ki, böylesine evrensel ve yaptırımcı bir güç ortada yoktur… Kalmamıştır… Kalmasına izin verilmemektedir… İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, insanlık tarihinin o en büyük küresel felaketinin çok acı deneyimleriyle kurulan uluslararası düzen, göz göre göre yok edildi…

Uluslararası hukuk ve adalet, güçlülerin ve zalimlerin elindeki aparat oldu..

Bize de, bayram sevincini yansıtacak yazılar yazmak yerine, böylesine iç karartıcı yazılar yazmak düşüyor, güncelimizin ortasında…

ORTAY’SIZ İLK BAYRAM: Bu bayramın en eksik yanlarından biri, İlber Ortay’sız idrak edilmekte olmasıdır…

Her bayramda bizi ne güzel alıştırmıştı… Kendine özgü aydınlığıyla, eşsiz babacan üslubuyla,  bayram düşüncelerini yazılı, sözlü ve hatta ekranlarda görüntülü açıklarken bayramlarımıza sihirli bir anlam ve tat katardı…

Gelin görün ki, tarihi bilgi ve bilinç yüklü düşünceleri hep yankılanarak büyüyecek olan İlber Ortaylı hocamızı, yoğun bakımda entübe edildikten sonra maalesef geçen hafta, bayram öncesinde kaybettik…

78 yaşında yaşama veda eden Prof. Dr. Ortaylı’nın kendi alanında ve düşünce dünyamızda bıraktığı boşluk elbette ki doldurulacak gibi değildir…

Akademisyen, yazar ve araştırmacı bilim adamımız, Kıbrıs konusunda da arşivlere ve hafızalara geçen önemli değerlendirmelerde bulunmuş bir düşünce ustası idi…

Pek bilinmeyen yönü: Kıbrıs müzakerelerinde aleyhimize olan çeviri ve dil oyunlarını fark edip düzeltmemizi sağlayan bilim insanımızdır… Her fırsatta Kıbrıs’a aramıza gelmiş görüş ve tespitlerini, tarihi gerçekler ışığında ve kendine özgü açık sözlülüğü ile ifade etmiştir… Onu izlediğim son söyleşilerinden birinde “Mezarın nerede olsun?” sorusuna verdiği ilginç yanıt hep aklımdadır… “Kalabalığı sevmem… Beni Gelibolu’ya tenhaya gömsünler” demişti…

Gelibolu, Mitolojik olanlar dahil,  tarihte derin izler bırakan Çanakkale Savaşlarının yaşandığı coğrafya parçası…

Düşünceleriyle, araştırmalarının aydınlatıcı sonuçlarıyla, bilinçsizlik konusundaki hoşgörüsüzlüğüyle, açık sözlülüğü ile ve nice asil erdemi ile hep akıllarda olacaktır İlber Ortaylı hocamız…

O, yaşarken efsane olmuş bir bilim adamıdır… Efsaneler ölmez…

Ha, ölüm nedeni mi?..

Bence: İnsanlara dönük bilimsel uğraşlarına adanmışlığı nedeniyle sağlığını ihmali…

Kırım kökenli soylu ve aydın bir Türk Tatar ailesinin çocuğu olan Ortaylı, İkinci Dünya Savaşı’nda ailesinin savrulduğu Avusturya’da doğdu… 2 yaşındayken ailesiyle Türkiye’ye göç etti..

Kariyerinde Topkapı Müzesi Müdürlüğü de bulunan Ortaylı, yabancı ülkelerin üniversitelerinde de dersler vermiştir… Türk Tarih Kurumu’nun şeref üyesidir.. İngilizce, Almanca, Rusça ve Farsçaya ana dili Türkçe kadar vakıftı… Tepeden tırnağa bir bilim ve kültür ikonu…

Düşünce dünyamız nereden bulacak onun gibisini?..


© Kıbrıs Gazetesi