Sivil anayasa için bir gerekçe daha

Şehri çirkinleştirmekle tabiatı çirkinleştirmek aynı ana bilim dalının iki şubesi gibidir. Birini yapan ötekini de yapar.

Nasıl korkunç ve koca burunlarıyla şehirde sokak aralarına varıncaya kadar koklayıp kupon arazilere tebelleş oluyorlarsa tabiatı da aynı maharet ve hassasiyetle koklayıp içine edecekleri güzellikleri buluyorlar.

Benim memleketim Trabzon.

Güzel şehirdir Trabzon. Eski fotoğraflarda temaşa etmeyi seviyorum.

Şimdi de güzel. Beton tabiata tam galebe çalamıyor.

Betonun arsızlığının zihnimde bir klişeye dönmüş resmi şöyle bir şey:

Yemyeşil, güzel, süslü bir tepe.

Tepenin üstünde tepe kadar büyük ama suratsız, arsız betondan apartman blokları.

Bir ara, eski Türkçe yazıya gözlerim alışsın diye bir letaif mecmuası okumuştum. Hatırımda kalan birkaç latifeden biri şöyleydi.

Bir kadın kocasından şikayetçi. Boşanmak istiyor. Haklı da çünkü kocası her gece uyurken yatağa işiyor.

Kadıya gidiyorlar. Kadı kadına niçin boşanmak istediğini soruyor.

Cevap basit ve anlaşılır.

“Bu herif her gece yatağa işiyor.”

“Efendi, bu hanım doğru mu söylüyor? Her gece altını mı ıslatıyorsun?”

“Bakın kadı efendi, ben her gece bir rüya görüyorum. Her gece aynı rüya.”

“Rüyamda bir göl, gölün ortasında bir dağ, dağın üstünde bir deve, devenin üstünde ben.”

“Deve su içmek için eğildiğinde ben altıma işiyorum.”

Kadı, “Adam haklı” diyor, boşamıyor........

© Karar