Dünyada ‘sistem gitti’ |
Dünyayı, bütün dünyada olan bitenleri birkaç paragrafta özetleyen bir şablonumuz olsun isteriz.
Bu şablonların en güzeli “dünyayı beş; aile yönetiyor” şablonudur.
‘Güzel’ dedim, ‘doğru’ demedim.
Güzelliği kısmen sağladığı kafa rahatlığından kaynaklanıyor. Fazla bir çaba gerektirmiyor, uzaktan bir yerden kulağınıza çalınsa yeter, siz de meydanı boş bulduğunuz ortamlarda kendinizden emin bir edayla, taşı gediğine koyar, raconunuzu kesersiniz.
Dünyanın ‘iki kutuplu sayıldığı dönemlerde neler olup bittiğine dair fikir yürütmek nispeten kolaydı. Demirperde vardı, batı bloku vardı, Üçüncü Dünya vardı. Her birini yerli yerine koyduğunuzda ortaya iyi kötü bir şablon çıkıyordu.
Kutuplardan biri cazibesini kaybedince işler karıştı.
Nereye gidiyoruz? Dünya eksensiz mi kaldı?
Dostoyevski’nin sorduğu gibi; Tanrı yoksa ben kimin yüzbaşısıyım?
Soğuk Savaş kafalarımızı şekillendiriyordu.
Soğuk savaş bitince bir entelektüel kriz baş gösterdi. Birçok aydın, birçok siyasetçi soğuk savaş döneminin şablonlarından kurtulamadı.
Neyse ki Huntington ve Fukuyama gibi mütefekkirler çıktı ortaya. Huntington ‘Medeniyetler Çatışması’ teorisini attı ortaya, Fukuyama ‘Tarihin Sonu’nu.
İki teori de soğuk savaşın sonundaki boşlukta zihinleri muallakta kalanları bir müddet meşgul etti.
Tahfif için söylemedim. İnsanın zihninin muallakta kalması kötü bir şey değil. Teorilerle meşgul olmak da kötü bir şey değil.
Ayrıca, teorilere ihtiyacımız........