Devleti kutsamayı İran’dan almışız
Şunu artık herkes üç aşağı beş yukarı biliyor. İslam’ın ilk asırlarında Müslümanlar o zamanki dünyanın gidişatını değiştirebilecek
ölçüde aktif ve başarılıydılar. el-Kındi, Farabi, İbni Sina, Biruni, Harizmi hatta Gazali gibi çok önemli ilim adamları ve düşünürler yetiştirdiler. Sonraki asırlara göre daha özgür bir dünya kurdular. Doğu ve Batı arasındaki ticaret yollarını kontrolleri altında tuttular ve bu onlara ticarette büyük avantaj sağladı. Kalabalık ve zengin şehirler kurdular. Fizikte, kimyada, matematikte, tıpta büyük keşifler yaptılar.
Sonra hızları kesildi.
Bazıları bu yavaşlamayı ya da duraklamayı İmam Gazali’ye bağlıyor.
Ben de bu konuyu birkaç defa yazdım. Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün önayak olduğu ve Gazali’yi de istihdam ettiği Nizamiye medreselerinin felsefeyi, kelamı, ‘dünyevi’ tabir edilen ilimleri medreselerin müfredatından çıkarmasının, Eş’ari kelamının diğer düşünce mekteplerine galip gelmesinin bu duraksamada etkili olabileceğine dair cümleler kurdum.
Gazali’nin ‘nedenselliği’ son derece başarılı bir şekilde reddetmesi de ilmi araştırmaların cazibesine kaybetmesinde etkili olmuş bir faktör sayılabilir. ‘Nedensellik’ diye bir şey yoksa fiziği, kimyayı, alemin işleyişini araştırmak gerekmez.
Ateşin pamuğu yakmasının nedensellikle ilgisi yoktur. Ateşi pamuğa yaklaştırınca pamuk yanıyorsa, bu iki olay arasındaki ilişki sadece birbirini takip etme ilişkisidir. İki olay birbirinin ‘muakkibidir.’
Her defasında bu duraklamanın bütün faturasının Gazali’ye yazılmasının isabetli olmadığını ilave ettim.
Şu cümleyi birkaç defa kurdum.
“Sorun, bir........
