Lozan, Medeni Kanun ve unutulan bir İsviçreli hukukçu
Prof. Lena Salaymeh’in Serbestiyet’te yayımlanan röportajı, beklenmedik ölçüde sert tepkilere yol açtı.
Erken Cumhuriyet dönemi ve Atatürk üzerine resmi söylemin dışına çıkılmasına tahammülsüzlük zamanın şartları nedeniyle arttı.
Her türlü eleştiri ve farklı yorum topyekün bir rejim değişikliği projesinin bir uzantısı olarak paniğe neden oluyor.
Konu en son baktığımda Barrack’ın Orta Doğu planlarına kadar bağlanmıştı
Paris’te prestijli bir üniversitede ders veren Filistinli anti-Siyonist bir hukuk profesörü, 2014-2018 arası ders verdiği Tel Aviv’de halen çalışıyormuş gibi gösterilip, konu İsrail’e bile bağlandı.
Oysa tartışmanın büyük bölümü, röportajda söylenenden çok, söylenmiş olduğu varsayılan şeyler üzerinden yürüdü.
Oysa Salaymeh’in tartışmaya açtığı mesele ne Türkiye’nin bütün laikleşme tarihi ne de Cumhuriyet’in meşruiyetiydi.
Sorusu çok daha somuttu:
1926 Medeni Kanunu gerçekten yalnızca Ankara’nın içeride aldığı egemen bir reform kararı mıydı, yoksa Lozan Konferansı’nda yürütülen uluslararası hukuk müzakerelerinin de bu tercihte payı var mıydı?
Hukuk tarihçisi Prof. Dr. M. Akif Aydın’ın Lozan zabıtları, TBMM tutanakları ve dönemin resmi belgelerine dayanan çalışmaları da benzer bir kronolojiyi ortaya koyuyor.
Aynı döneme içeriden tanıklık eden önemli isimlerden biri ise Lozan’da danışman olarak Türkiye’ye gönderilen beş isimden biri olan İsviçreli hukuk profesörü Georges Sauser-Hall.
1925-1931 yılları arasında Türk hükümetinin hukuk danışmanı olarak çalışan ve İstanbul Darülfünunu Hukuk Fakültesi’nde medeni hukuk dersleri veren Sauser-Hall, Medeni Kanun’un kabulünden hemen sonra Introduction à l’étude du nouveau droit civil en Turquie (Türkiye’deki Yeni Medeni Hukukun İncelenmesine Giriş) adlı kitabını yayımladı. Verdiği konferanslardan oluşan bu eser, yalnızca yeni Medeni Kanun’u anlatan teknik bir hukuk kitabı değil; reformun gerekçelerini, henüz tartışmalar sıcakken kaleme alan en erken tanıklıklardan biri olma özelliğini taşıyor.
Bugünden bakıldığında sanki Cumhuriyet daha başından itibaren Mecelle’yi kaldırıp İsviçre Medeni Kanunu’nu almayı planlamış gibi bir izlenim oluşuyor.
Belgeler ise farklı bir hikâye anlatıyor.
1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, Meclis’in görevleri arasında “ahkâm-ı şer’iyyenin tenfizi” görevini........
