“Hamas’ın genel olarak Yahudi yaşamını yok etme niyetiyle gerçekleştirdiği katliam İsrail Devleti’ni bir misilleme yapmaya sevk etmiştir. Temelde haklı olan bu karşı saldırının nasıl gerçekleştirileceği tartışmalı bir konudur. Orantılılık ve mütekabiliyet ilkeleri, sivil kayıplardan kaçınma, gelecekte barışa dönüşmesi arzulanan bir savaşın yürütülmesi yol gösterici ilkeler olmalıdır. Filistin halkının kaderine ilişkin tüm kaygılara rağmen, İsrail’in eylemlerine soykırımcı niyetler atfedildiğinde bu değerlendirmeler ve yargı standartları tamamen şaşmaktadır. İsrail’in eylemleri hiçbir şekilde, özellikle de Almanya’da, antisemit tepkileri haklı çıkarmaz. Federal Almanya Cumhuriyeti’nin insan onuruna saygı yükümlülüğüne dayanan demokratik ethosu, Nazi döneminin kitlesel suçları ışığında Yahudi yaşamının ve İsrail’in var olma hakkının özel olarak korunmaya değer temel unsurlar olduğu bir siyasi kültürle yakından bağlantılıdır.”

Habermas, 94 yaşında yaptığı bu kötü finalle haklı eleştirilerin muhatabı.

İletişimsel kamusal aklın teorisyeni olarak İsrail konusunda düşünmeyi reddederek, hemşehrisi Kant’ın düşünmeye cesaret et çağrısına ihanet ediyor ve “iletişim kurduğumuz başkalarıyla birlikte düşünmezsek çok “fazla” ya da çok “doğru” düşünemeyiz” sözlerini doğruluyor.

Aslında oturup Habermas’ı anlamak için zor anlaşılır kitaplarını karıştırmaya gerek yok.

Mesele basit. Habermas’ın Almanlığı ve mensup olduğu kuşakla ilgili bir yapısal sorun bu.

Nazi Almanyası sırasında genç bir felsefe öğrencisi olan Habermas, daha sonraki konuşmalarına göre Almanların bu suçlara topluca ortak olmasıyla yıkılmış ve bütün teorik çabasını da bunun sebepleri ve nasıl tekrarlanmayacağı üzerine kurmuş.

Yani anti-faşist demokrasi çağı için çok ufuk ve ön açıcı bir endişeyle yola çıkmış. Ama bu hazır formüller İsrail-Gazze gibi bir kriz karşısında kapıları açmadığı gibi, Habermas gibi bir ismi bile katliam apolojisine sürükleyebiliyor.

Çünkü Habermas, İsrail konusunda düşünmeyi kategorik olarak reddediyor.

Bunun 2012’de İsrailli muhalif gazete Haaretz’e verdiği bir röportajda açıkça söylemişti:

Gazete ona İsrail siyaseti hakkındaki görüşlerini sordu. Habermas, “Mevcut durum ve İsrail hükümetinin politikaları siyasi bir değerlendirme gerektirse de, bunun benim neslimden bir Alman vatandaşının işi değildir” dedi.

Yani ben bir Almanım, İsrail’i eleştirmek benim işim değil deyip konuşmadan kaçtı.

Habermas’ın bir fikri önder olarak temsil ettiği bu kategorik red ve kategorik destek bakışı, bütün renkleriyle Alman siyasetine de hakim durumda.

Sosyal Demokrat, Yeşil, aşırı sağcı, Hristiyan Demokrat, Liberal bütün Alman siyaseti Avrupa’da ve Batı’da başka hiçbir ülkede olmadığı kadar net, nüanssız ve rezervsiz biçimde İsrail’in Gazze’de herşeyi yapma hakkı olduğunu savunuyor.

Hatta Başbakan Olaf Shcolz, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiği iddialarına absürd dedi.

Alman siyaseti, en zor anında İsrail’e nüanssız bir destek vererek, tabii ki Filistinlileri umursamadan, üzerlerindeki tarihsel yükleri azaltmanın, birkaç bonus ve tik almanın derdine düşmüş görünüyorlar.

Tam da bu Arendt’in, Kudüs’te yargılanan Eichmann için söylediği “düşünememe, düşünmeyi becerememe” durumuna benziyor.

İsrail’e destek vermek bir ahlaki emir, hatta Habermas’ın dediği gibi Almanya demokrati,k ethosunun temeli.

O halde buna itaatten başka yapabilecekleri bir şey yok.

Onlar hala İsrail’de Yahudi sağcıların nefretle bahsettiği Hannah Arendt’in gösterdiği fikri cesaretin epey uzağındalar.

Arendt, İsrail kurulurken Yahudiler arasında yaşanan büyük çoşku ve Arap düşmanlığı heyecanı karşısında da sözünü esirgememişti:

“Bir yanda Filistinli Yahudiler, diğer yanda Amerikalı Yahudiler arasında giderek artan görüş birliğinden daha da şaşırtıcı olanı, aşağı yukarı kabaca ifade edilen şu önermeler üzerinde esasen hemfikir olmalarıdır: Ya hep ya hiç, ya zafer ya ölüm; Arap ve Yahudi iddiaları uzlaşmazdır ve meseleyi sadece askeri bir karar çözebilir; Araplar -tüm Araplar- bizim düşmanımızdır ve biz bu gerçeği kabul ediyoruz; sadece modası geçmiş liberaller uzlaşmaya inanır, sadece cahiller adalete inanır ve sadece ahmaklar gerçeği ve müzakereyi propagandaya ve makineli tüfeklere tercih eder.

Yahudi deneyimi nihayet bizi uyandırdı ve bize kendi başımızın çaresine bakmayı öğretti; Yalnızca bu gerçektir, geri kalan her şey aptalca bir duygusallıktır; herkes bize karşıdır, Büyük Britanya anti-Semitiktir, Birleşik Devletler emperyalisttir - ancak Rusya belirli bir süre için müttefikimiz olabilir çünkü çıkarları bizimle çakışmaktadır; yine de son tahlilde kendimizden başka kimseye güvenmiyoruz; özetle - savaşmaya hazırız ve yolumuza çıkan herkesi bir hain ve bizi engellemek için yapılan her şeyi sırtımızdan bıçaklanmış olarak göreceğiz.

Her yerdeki Yahudilerin bu ruh hali ile yakın zamanda yaşanan Avrupa felaketi ve bu felaketin ardından acımasızca yerinden edilmiş kişilere dönüştürülen hayatta kalan kalıntılara yönelik inanılmaz adaletsizlik ve duygusuzluk arasındaki yakın bağlantıyı inkar etmek anlamsız olacaktır. Sonuç, ulusal karakter dediğimiz şeyde şaşırtıcı ve hızlı bir değişim olmuştur. İki bin yıllık “Galut zihniyetinden” sonra, Yahudi halkı aniden hayatta kalmanın kendi içinde nihai bir iyilik olduğuna inanmayı bıraktı ve birkaç yıl içinde tam tersi bir uç noktaya geçti. Artık Yahudiler ne pahasına olursa olsun savaşmaya inanıyor ve “batmanın” mantıklı bir siyaset yöntemi olduğunu düşünüyor.

Fikir birliği çok kaygı verici bir olgudur ve modem kitle çağımızın bir özelliğidir. Doğamız ve inancımız gereği farklı olduğumuz gerçeğine dayanan sosyal ve kişisel yaşamı yok eder. Farklı görüşlere sahip olmak ve diğer insanların aynı konuda farklı düşündüklerinin farkında olmak, bizi tüm tartışmaları durduran ve sosyal ilişkileri bir karınca yığınına indirgeyen o tanrısal kesinlikten korur. Oybirliğine dayalı bir kamuoyu, farklı düşünenleri bedensel olarak ortadan kaldırma eğilimindedir; çünkü kitlesel oybirliği bir mutabakatın sonucu değil, fanatizm ve histerinin bir ifadesidir. Mutabakatın aksine, oybirliği iyi tanımlanmış belirli nesnelerde durmaz, bir enfeksiyon gibi ilgili her konuya yayılır."

QOSHE - Habermas’ın kötülüğü neden sıradan? - Yıldıray Oğur
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Habermas’ın kötülüğü neden sıradan?

136 0
18.11.2023

“Hamas’ın genel olarak Yahudi yaşamını yok etme niyetiyle gerçekleştirdiği katliam İsrail Devleti’ni bir misilleme yapmaya sevk etmiştir. Temelde haklı olan bu karşı saldırının nasıl gerçekleştirileceği tartışmalı bir konudur. Orantılılık ve mütekabiliyet ilkeleri, sivil kayıplardan kaçınma, gelecekte barışa dönüşmesi arzulanan bir savaşın yürütülmesi yol gösterici ilkeler olmalıdır. Filistin halkının kaderine ilişkin tüm kaygılara rağmen, İsrail’in eylemlerine soykırımcı niyetler atfedildiğinde bu değerlendirmeler ve yargı standartları tamamen şaşmaktadır. İsrail’in eylemleri hiçbir şekilde, özellikle de Almanya’da, antisemit tepkileri haklı çıkarmaz. Federal Almanya Cumhuriyeti’nin insan onuruna saygı yükümlülüğüne dayanan demokratik ethosu, Nazi döneminin kitlesel suçları ışığında Yahudi yaşamının ve İsrail’in var olma hakkının özel olarak korunmaya değer temel unsurlar olduğu bir siyasi kültürle yakından bağlantılıdır.”

Habermas, 94 yaşında yaptığı bu kötü finalle haklı eleştirilerin muhatabı.

İletişimsel kamusal aklın teorisyeni olarak İsrail konusunda düşünmeyi reddederek, hemşehrisi Kant’ın düşünmeye cesaret et çağrısına ihanet ediyor ve “iletişim kurduğumuz başkalarıyla birlikte düşünmezsek çok “fazla” ya da çok “doğru” düşünemeyiz” sözlerini doğruluyor.

Aslında oturup Habermas’ı anlamak için zor anlaşılır kitaplarını karıştırmaya gerek yok.

Mesele basit. Habermas’ın Almanlığı ve mensup olduğu kuşakla ilgili bir yapısal sorun bu.

Nazi Almanyası sırasında genç bir felsefe öğrencisi olan Habermas, daha sonraki konuşmalarına göre Almanların bu suçlara topluca ortak olmasıyla yıkılmış ve bütün teorik çabasını da bunun sebepleri ve nasıl tekrarlanmayacağı üzerine kurmuş.

Yani anti-faşist demokrasi çağı için çok ufuk ve ön açıcı bir endişeyle yola çıkmış. Ama bu hazır formüller İsrail-Gazze gibi bir kriz karşısında kapıları açmadığı gibi, Habermas gibi bir ismi bile katliam apolojisine sürükleyebiliyor.

Çünkü Habermas, İsrail konusunda düşünmeyi kategorik olarak........

© Karar


Get it on Google Play