We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Gelinen aşama itibarıyla”

181 46 14
26.09.2020

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde yaşanan olaylarla ilgili başlattığı soruşturmada 7 ilde 82 kişi hakkında gözaltı kararı verdi.

Soruşturmanın nosu 2014/146757. Yani bu 2014 yılında başlatılmış altı yıllık bir soruşturma, yeni değil.

Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasına göre 82 şüpheliden 20’si gözaltına alınmış durumda.

Gözaltına alınanlar arasında Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, eski milletvekilleri Altan Tan, Sırrı Süreyya Önder, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Nazmi Gür de var.

Aralarında Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da olduğu dört kişi zaten hapiste ve halen milletvekili olan Pervin Buldan, Garo Paylan, Meral Danış Beştaş, Sezai Temelli, Hüda Kaya, Saruhan Oluç, Serpil Kemalbay hakkında da fezleke hazırlandı.

Peki 82 kişinin geri kalanları kimler?

Başsavcılık açıklamasından okuyalım:

“Yakalanamayan (61) şüphelinin bir kısmının PKK/KCK terör örgütünün dağ kadrosunda yer aldıkları bir kısmının da yurt dışında olduğu tespit edilmiştir.”

Neden PKK’nın dağ kadrosundan isimlerin de bu soruşturmada olduğu sorusuna cevabı yine başsavcılık açıklamasının girişi veriyor:

“06-07-08/ Ekim 2014 tarihlerinde, Ülkemiz genelinde “KOBANİ” olayları olarak bilinen terör amaçlı eylemlerde; PKK/KCK terör örgütü sözde örgüt yöneticileri, örgütün gençlik yapılanması, kadın yapılanması ve şehir silahlı yapılanması ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) MYK üyeleri ve eş başkanlarınca sosyal medya hesapları ile PKK/KCK terör örgütünün bazı basın yayın organlarında “Fırat Haber Ajansı ve Gençlik Yapılanması, Kadın Yapılanması v.b” üzerinden halkı sokağa çıkıp terör eylemleri gerçekleştirmeleri yönünde çok sayıda yaptıkları çağrılar üzerine…”

Yani Başsavcılık dünden beri herkesin zannettiğinin aksine, 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili sadece HDP’nin yaptığı bir çağrı olmadığını söylüyor.

Çağrılara geçmeyen 6-8 Ekim’in hemen öncesine bakalım.

Her şeyi 15 Eylül’de IŞİD’in Türkiye sınırında, Suruç’un tam karşısında bulunan YPG’nin kontrolündeki Kobani’ye saldırısı başlatmıştı.

Türkiye, saldırılar artınca sınırını kapatmış, Kobani’deki siviller Türkiye sınırına yığılmıştı. Karşı tarafta Suruç’ta da HDP’liler toplanmış, Türkiye’nin sınırı açması için gösteriler yapılmış, göstericilere polis müdahale etmişti. Gergin bir bekleyiş sürüyordu.

Dört gün sonra Türkiye 19 Eylül’de sınırlarını açtı. Ama bu dört günlük gecikme Kobani konusunda hükümete karşı öfkeyi artırmış, “sınırda YPG yerine IŞİD’i istiyorlar” algısına neden olmuştu.

Çözüm süreci sürüyordu ve Kobani meselesi çözüm sürecini bitirebilecek bir krize dönmüştü. Hükümet yetkilileri ve HDP’liler arasında sürekli görüşmeler yaşanıyordu. HDP’liler sık sık Kobani’ye geçip oradakilerin taleplerini Türkiye’ye iletiyorlardı.

1 Ekim’de Başbakan Ahmet Davutoğlu, HDP Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş’la görüştü.

HDP’lilerin talebi Türkiye’nin Kobani’de IŞİD’e müdahale etmesi ya da Suriye’deki diğer kantonlardan YPG’nin Kobani’ye geçebilmesi için koridor açmasıydı.

Bu talepler için 4 Ekim’de PYD başkanı Salih Müslim Ankara’ya geldi.

Ama bu görüşmeden de bir sonuç çıkmadı, Türkiye, YPG’ye bu koridoru açmadı.

IŞİD de Kobani’ye yüklenmeye devam etti.

Bu sırada 26 Eylül’den itibaren hükümetin Kobani politikasını protesto için sokaklarda gösteriler başlamıştı.

Gösterilerde sahneye PKK’nın şehir yapılanması olan YDGH çıktı.

26 Eylül’de Viranşehir’de, 1 Ekim’de Cizre’deki gösterilerde YDGH’li gruplar polisle karşı karşıya geldi, taşlı saldırılara, gaz ve tazyikli suyla karşılık verildi.

http://www.iha.com.tr/haber-cizrede-olayli-isid-protestosu-396174/

https://www.haberturk.com/gundem/haber/994079-ceylanpinarda-gerginlik

6-8 Ekim’de yaşanacak olaylarla ilgili ilk açıklama ise, soruşturmalarda hiç bahsedilmese de 6 Ekim günü İmralı’da Öcalan’la görüşen kardeşi Mehmet Öcalan’dan geldi.

6 Ekim akşam üstü PKK’nın haber ajansı ANF sitesinde Mehmet Öcalan’ın ağzından Öcalan’ın şu sözleri yansıdı:

“IŞİD’in olduğu yerde ve Kürtlerin yaşadığı bölgede nerede bir IŞİD varsa sonuna kadar direnilecek. Sonuna kadar direneceğiz. IŞİD’e hiçbir taviz verilmeyecek.”

Ve o günün akşamı toplanan HDP MYK toplantısı sırasında altı yıldır soruşturulan o çağrı yapıldı.

Bu çağrı önce akşam 20.30’da HDP’nin Twitter hesabından paylaşıldı.

“Şu anda toplantı halinde olan HDP MYK’dan halklarımıza acil çağrı! Kobane’de durum son derece kritiktir. IŞİD saldırılarını ve AKP iktidarının Kobane’ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere haklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz”

Bunu daha uzun bir çağrı izledi:

“Halklarımıza ACİL EYLEM ÇAĞRISI!
Kobanê'de yaşanan katliam girişimine karşı 7'den 70'e bütün halklarımızı sokağa, alan tutmaya ve harekete geçmeye çağırıyoruz. Bütün uluslararası kurumlar, demokratik kitle örgütleri, emek ve meslek örgütleri, kadın ve gençlik örgütleri, demokratik güçler Kobanê'de yaşanan vahşete karşı harekete geçmelidir. Bundan böyle her yer Kobanê'dir! Kobanê'deki kuşatma ve vahşi saldırganlık son bulana kadar SÜRESİZ DİRENİŞE çağırıyoruz!”

Gergin bir ortamda bir partinin kitlesini akşam saatinde acil kodlu bir açıklamayla “alan tutmaya” çağırmasının, hukuken açık bir şiddet çağrısı olmasa da siyaseten, ahlaken büyük bir sorumsuzluk olduğu açık.

Burada bir parantez açıp o akşam HDP MYK’da bu çağrı kararının nasıl alındığıyla ilgili Selahattin Demirtaş’ın mahkemedeki savunmasında anlattıklarına bakalım:

“6 Ekim akşamı olağanüstü MYK toplantımız vardı. Tek gündem Kobani değildi, başka gündemlerimiz de vardı. Fakat biz o toplantıyı sürdürürken Suruç sınırındaki arkadaşlarımız aradı.

Soru: Saat kaçta, kimler vardı?

Kimler vardı isim isim hatırlamıyorum, ama MYK’nın karar alma çoğunluğu vardı. Zaten resmi alınması gereken kararları deftere yazarız. Toplantı halindeyken Suruç’ta bulunan arkadaşlarımız bir MYK üyemizi aramış, demiş ki, Mürşitpınar Sınır Kapısı düşmek üzere, şimdi ne yapacağız?

Başbakan konvoyun Türkiye topraklarından geçmesini kabul etti, ama Mürşitpınar Sınır Kapısı düşerse o konvoyun artık geçme ihtimali de kalmayacak. Orada birkaç bin sivil kalmıştı, büyük bir çoğunluğu Türkiye tarafına alınmıştı. Onlar da bir kaç saat sonra katledilmiş olacaktı.

Ne yapacağımızı tartışırken dedim ki, ben Başbakan ile bir görüşeyim, durumun kritikliğini, vahametini anlatayım... en toplantıdan çıktım. Toplantıya ara verdik, çıktım. Tam 11 veya 12 dakika, telefondan bakmıştım, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile konuştum.... Telefon görüşmesi bitti ve morali bozuk bir şekilde toplantıya geri döndüm, arkadaşlara anlattım. “Budur” dedim.

Arkadaşlar da dedi ki, “Biz de bu arada yazılı kısa bir açıklama yapmışız.” Davaya konu açıklama budur. Bir anayasal haktır, demokratik protesto hakkı. Bunun kullanılması konusunda, daha doğrusu hükümete siyasi olarak tavır koyduğumuz konusunda.

Çünkü çözüm sürecindeyiz, görüşme yürütüyoruz. Öyle kolay kolay, Hükümet ile çatışacak bir pozisyona girmemeye dikkat ediyoruz. Hükümet de bizimle ilişkilerde buna dikkat ediyor. Çözüm sürecini yürüten iki partiyiz.

Ama o gün, siyasi bir tavır açıklamamız gerekir düşüncesiyle o açıklama yapıldı. Öyle gösteriler olacak, insanlar sokağa çıkacak, provokasyonlu gösteriler olacak, beklenti de bu değildi.

Hakim: Yani siz o açıklamanın yapılmasından haberdar değilsiniz özetle. Böyle mi anlıyorum?

Demirtaş: Benim de içinde bulunduğum toplantıda alınmış bir karardır. Öyle haberdar değilim falan değil. Ben sadece açıklama basına geçilirken, yazıldığında Başbakan ile görüşme halindeydim diyorum. Sonuna kadar ben o açıklamanın meşruiyetinin, haklılığının arkasındayım.

Hakim: Basın açıklamasının yapılma kararı alınmıştı siz çıktığınızda?

Demirtaş: Tabii ki, tabii ki. Alınmıştı, hiçbir tereddüt yok o konuda.”

Yani Demirtaş savunmasında bu çağrının kendisi Başbakan’la telefon görüşmesi yaparken, arkasından yapıldığını anlattı. Parantezi burada kapatalım.

HDP’nin açıklamasına dönelim. Açıklamadaki dikkat çekici cümlelerden biri “sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz”du.

Bu cümleden açıklamadan önce sokakta olanlar olduğunu anlıyoruz.

O günün internet sitelerindeki habere bakıldığında da HDP’nin çağrısından saatler önce İstanbul’un çeşitli ilçelerinde, Bismil’de, Adıyaman’da, Eskişehir’de Kobani için yürüyüş ve protesto haberleri görülüyor.

Ama bu acil kodlu, alan tutmalı çağrının gerilimi artırdığına, gösterileri büyüttüğüne şüphe yok. Ama HDP’nin çağrısının yapıldığı 6 Ekim akşamından 7 Ekim günü öğleden sonraya kadar herhangi bir ölüm olayı yaşanmadı.

Bu noktada Başsavcılığın açıklamasındaki soruşturmaya konu olan diğer........

© Karar


Get it on Google Play