We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Cebir ve şiddet”in 80 yıllık...

196 0 0
19.01.2019

Geçen hafta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, İstinaf Mahkemesi’nden çıkan onay kararından sonra temyiz için Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin önüne gelen Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak kararı hakkındaki tebliğnamesini açıkladı.

Başsavcılık, bu üç ismin, ağırlaştırılmış müebbet cezası aldıkları TCK 309’uncu madde yani “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs”ten değil, 5’den 10 yıla kadar hapis cezası öngören “örgüte bilerek ve isteyerek” yardım suçundan yargılanması gerektiğini bildirdi.

Başsavcılık’a göre “Anayasal düzeni değiştirmeye yönelik teşebbüs ancak cebir ve şiddet kullanılarak, bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle işlenebilir.”... “Burada kastedilen maddi cebirdir.”... “Şiddet somut olmalıdır.”...“Basit bir tokat atma ya da tehdit yoluyla bu suçun işlenemeyeceği ortadadır.”... “Dosya kapsamından sanıkların eyleminin maddi cebir kapsamında kalmadığı anlaşılmaktadır.”

Gerçekten TCK 309’uncu madde “Cebir ve şiddet kullanılarak” diye başlıyor ve çok net. Ama bu netlik uygulamada içeriği çarpıtılmış bir kaç cümleden müebbet hapis cezası verilmesini engelleyemedi.

Bundan sonra Yargıtay Ceza Dairesi’nin Türkiye’de pek çok davada adaletsizliği giderebilecek Başsavcı’nın bu itirazına katılıp katılmayacağını göreceğiz.

Belki Yargıtay üyeleri Türkiye’de ceza kanunlarında rejimi ve hükümeti yıkma suçlarında cebir ve şiddet şartı aranması üzerine geçmişte yapılmış tartışmaları da inceleyecekler.

Muhtemelen karşılarına 16 Temmuz 1938 günü Meclis’te 3531 sayılı yasayla Türk Ceza Kanunu’nun meşhur 141 ve 142. maddelerinde yapılan değişiklik de çıkacak.

Adı verilmese de komünizmle mücadele için ceza kanuna konmuş 141. maddenin bu değişiklikten önceki hali şöyleydi:

“Memleket dahilinde, içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü şiddet kullanmak suretiyle tesis etmeğe veya içtimaî bir zümreyi şiddet kul­lanarak ortadan kaldırmağa ve memleket dahilinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizamları şiddet kullanarak devirmeğe matuf cemiyetleri tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare eden kimse...cezalandırılır.”

Maddeden sadece üç kere tekrar eden iki kelime çıkarılmıştı: Şiddet kullanarak (kullanmak suretiyle)

Ama bu küçük rötuşla şiddet ve cebir şartı aranmadan her türlü komünist faaliyet, eylem, söz “rejimi yıkmaya teşebbüs” suçuna sokulmuş oldu.

Peki, Meclis neden durup dururken böyle bir değişikliğe ihtiyaç duymuştu?

Bu acil değişikliğin sebebi o günlerde görülmekte olan iki davada ceza verilmekte zorlanılmasıydı.

Harp Okulu ve Donanma Davaları olan bilinen davalarda askeri öğrencilerle birlikte üç ünlü isim de yargılanmıştı: Nazım Hikmet, Kemal Tahir ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı.

Nazım Hikmet, o sırada 36 yaşında genç bir yazar ve şairdi. Hem anne hem de baba tarafından üç kuşak devlete paşa, üst düzey vali ve diplomat olarak hizmet etmiş soylu bir aileden geliyordu. Dayısı Atatürk’ün sınıf arkadaşı ve İstiklal Harbi kahramanı Ali Fuad Cebesoy’du. Daha çocukken Bahriye üzerine yazdığı bir şiiri çok beğenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın teşvikiyle, mahkemesinde yargılanacağı Bahriye’ye girmiş, sonra disiplinsizlikten subay olmadan ayrılmıştı.

Bir teoriye göre Cumhuriyet’le dışlanan İstanbul’un diğer soylu ailelerin iyi yetişmiş başka çocukları gibi o da tepki olarak komünist olmuştu. 30’lardan itibaren bu yüzden dokuz kez yargılanmış, kısa süreli hapis cezaları da almıştı.

Sürekli takibat altındaydı. 1938 yılının Ocak ayında kısa bir süre başına geleceklerden habersiz dergicilik ve sinema işleriyle uğraşıyordu.

Soruşturmanın nasıl başladığıyla ilgili iki rivayet var.

Birincisine göre Nazım Hikmet, bir gün önce çalıştığı sinemaya sonra Nişantaşı’ndaki evine gelen, hayranı olduğunu söyleyen üniformalı bir Kuleli Askeri Lisesi öğrencisini peşine takılmış bir ajan zannetmiş, durumu kendisiyle “ilgilenen” Emniyet başkomiserini arayarak bildirmiş ve peşine üniformalı askerler takmalarından şikayetçi olmuştu. Başkomiser ise kendilerinin böyle bir şey yapmadığını söylemiş ama Nazım’ın bu telefonu daha sonra kendisini........

© Karar