Tahliyelere rağmen, cezaevi nüfusumuz dünyada ilklerde... |
Yürürlüğe giren infaz düzenlemesi ile 50 bin hükümlü cezaevlerinden tahliye edildi.
Sık sık çıkan af kanunları ve infaz düzenlemeleri ile; verilen hapis cezalarının daha başlangıçta kısaltılarak “yok” mesabesine indirilmesi veya hapis cezalarını çekmekte olanların sürelerini tamamlamadan salıverilmeleri, özellikle bizim yargı sistemimize özgü bir durum.
“Suçluların cezalarını çekmesi yoluyla kamu vicdanında adaletin yerini bulması gerekliliği” ihlal edilerek ve henüz suçtan zarar görenlerin acıları dinmemişken; mahkumların çeşitli bahanelerle serbest bırakılmalarının ardındaki mantığı anlamak çok zor. Ama adalet sistemimizin bir klasiği haline gelen af ve infaz tahliyelerinde, sürekli hınca hınç dolu olan cezaevlerindeki izdihamın giderilmesi ihtiyacının önemli ölçüde rol oynadığı açık.
50 bin kişinin tahliyesi öncesinde, Aralık ayı verilerine göre, Türkiye’de toplam 305 bin kapasiteli 403 hapishanede bulunan mahpus (tutuklu ve hükümlü) sayısı 433 bin idi.
Bu, her 100 bin kişide yaklaşık 500 kişinin cezaevinde tutulduğu anlamına geliyor ki; nüfusumuza oranla ve dünya ortalamalarına göre çok yüksek bir rakam.
Türkiye bu sonuçla dünyadaki 208 ülke arasında “cezaevi nüfusu en kalabalık” ilk 10 ülke arasında 6’ıncı veya 7’inci sırada yer alıyor.
İlk 10’u oluşturan ülkelerde, yüz bin kişiye düşen yaklaşık mahpus sayıları şöyle:
El Salvador (1100), Küba (790), Ruanda (630), Amerika Birleşik Devletleri (610), Türkmenistan (575), Türkiye (500), Panama (500), Uruguay (420), Brezilya (390) ve Tayland (375).
“100 bin kişide mahpus sayısı” kriteri (incarceration rate); statik, yani belirli bir tarihte ülkelerde cezaevinde fiilen bulunan mahpus stokunu ölçüyor.
Bu sayılar, rakamların artmasını veya azalmasını sağlayan, dolayısıyla listenin sıralamasını farklılaştıracak “dinamik değişkenleri;”
-Cezaevine hiç girmeden infaz edilen hapis cezalarını,
-Af ve toplu salıverme ile sistem dışına çıkarılan mahkumları,
-Cezası süren, ancak “denetimli serbestlikte” ve “dışarıda infaz altında bulunanları,”
-Ülkeden ülkeye değişen infaz eşiklerini, yani “yatarı olmayan ceza sürelerini”doğrudan yansıtmıyor.
Türkiye’nin diğer ülkelere göre çok önde olduğu olumsuz faktörleri yansıtan parametreleri ortaya koyduğumuzda, gerçek durumun çok farklı olduğunu; Türkiye’nin listede çok daha üst sıralara çıktığını, hatta “başa güreştiğini” göreceğiz.
İlginç, değil mi?
Türkiye, ilk bakışta hiç fark edilmediği halde, nasıl oluyor da cezaevindeki “mahpus stokunu” azaltamıyor ve dünyanın en kalabalık cezaevi nüfusuna sahip bir kaç ülkeden biri haline geliyor?
Gelin bunun nasıl olduğunu, mahpus sayısını farklılaştıran başlıca parametrelerle açıklayalım:
-Yatarı Olmayan Ceza Süresi (İnfaz Eşiği):
Bir ülkede “kaç yıla kadar verilen hapis cezasının, kural olarak fiilen cezaevine girilmeden infaz edilebildiğini” gösteren bu değişken, cezaevine girişteki temel sistem filtresini ifade eder. Cezaevi stokunu ciddi seviyede........