menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Turnacıbaşı'ndan Porsuk, Mandabatmaz'dan Arnold...

5 1
28.01.2026

Turnacıbaşı Caddesi'ndeki Sel'deyiz. Yayınevinin sarı beyaz tüy yumağı kedisi Porsuk geldiğimizi anlıyor ve yatağından kalkıp bizi kapıda karşılıyor. Çok sevinçli, kendisine morina balıklı yaş mama getirdiğimizi hissetmiş gibi, onu tabağında nefessiz yerken, bizler de Aslıhan'a doğru yürüyoruz.

Kadıköyü’nden Kartal’a kadar mahallelerin ve sokakların hikâyelerini bilirim de, bende Kartal’dan sonrası pek yok. Yunus ve Pendik için eh diyeyim, Tuzla ise bana Tau Ceti yıldızı kadar uzak bir semtti. Yıllar önce Tanju Cılızoğlu ile iki defa Süleyman Demirel’i Mercan’daki evinde ziyârete gitmiştik, üç defa da Fenerbahçe Lisesi’nden sınıf arkadaşım Yusuf Küçükaksoy’un yazlığına uğramıştım. Yusuf, ressam Müreccel Küçükaksoy’un oğlu, sînekemanî Nuri Bey’in de torunu. Bir yıl öncesine kadar Tuzla bende sadece son harem ağalarından Sadi Yaylımateş’ti, onu da sanırım Hıfzı Topuz’dan okumuştum, ağamız saltanatın kaldırılmasından sonra Tuzla’ya yerleşmiş, ‘75’deki ölümüne kadar da Tuzla’dan çıkmamış. İstasyon Mahallesi’ndeki esnâfa sordum, maalesef aralarından onun iki katlı kâgirini bilen biri çıkmadı. Sanırım bugünkü Sadi Bey Sokak ile Yaylım Sokak arasındaki mahaldeydi. Orası, şimdiki Tuzla İstasyonu’ndan çıkıp sola dönün, iki yüz metre kadar sonra sağınıza düşüyor.

Çarşamba günü Tuzla İstasyonu’na yürümedim, çünkü hava buz gibiydi, bizim sokağın kedilerine mama verip, kırmızı şapkalı minibüsle İçmeler İstasyonu’na indim. Çantama kitap almıştım ama trende oturacak yer bulamadım, ayakta Üsküdar’a indim. Kabataş motorunda Nurhan Alpay ağabeyimize baktım, yoktu, finikülerle Taksim’e çıkıp Ötüken Neşriyât’a gittim. Meğerse Nurhan Alpay benden bir önceki motorla Kabataş’a geçmiş.

İstiklâl Caddesi üzerindeki Ankara Han’ın üçüncü katındaki Ötüken’de iki ayrı mahfilden bahsedilebilir, birine geçen hafta şöyle bir değinmiştim, bir de Nurhan Alpay, Ahmet İyioldu, Cezmi Bayram, Mümin Çevik, Şerafettin Yılmaz, Mehmet Nuri Yardım, Ebubekir Erdem, Niyazi Eruslu, Fethi Erhan, Mehmet S. Komay, Ekrem Bektaş, Ahmet Gübbük ve Suphi Saatçi gibi ağır ağabeylerin mahfili var. Çarşambaların çay simit sohbetlerini başlatan da aslında bu mahfil, onlarda makara kukara bulamazsınız, bizimki ise daha çok bamya katliamı eğlencesine benziyor.

Bizim mahfilden bir Murat Kaymaz erken gelmişti, Oğuzhan Murat Öztürk ayak üstü onun üç yıl önce diğer mahfile takıldığını söylemez mi, bana komik geldi. Oradayken, sarp kayada asılı sandığın, apır dengi şengi şenginin veya kukaraçanın felsefedeki anlamlarını estirdi mi estirmedi mi, merâktan gebereceğim. Bunu Ertuğrul Alpay’a sorup öğrenmek niyetindeydim ama Ertuğrul’un henüz gelmediğini öğrenince erteledim.

Oğuzhan, Murat ve ben kitap avına çıktığımızda daha öğlen olmamıştı, önce Taksim Kitabevi’ne uğradık, orada Hüseyin Atlansoy’un kitabını sordum, yoktu. Çıkınca, gözlerim sağ taraftaki Fitaş ve Dünya sinemalarını aradı, yıllar önce Mars şirketine satılınca onlarda film seyretme keyfim kaçmıştı, Meşelik Sokak’tan Abdullah Sokak’a girdik, günlerdir aklımda Sermet Muhtar Alus’un Abdullah Sokak’taki 11 kapı numaralı son evi var, yerine başka bir apartman dikilmiş olsa bile yine de oraya bakacağım.

Meşelik Sokak’ta ‘70’lerde İrfan Yalçın’ın küçücük bir kitabevi vardı, orayı ‘72’de açtığını söylemişti, benim ilk gidişim ise ‘73 olmalı, İrfan Yalçın’dan ‘78’de ve ‘79’da Ahmet Zeki Pamuk ile epeyce kitap almıştık, önünden geçerken içim cız etti. Abdullah Sokak’a saptığımızdaysa zamanda kaybolmuş hissini yaşadım, bana Fatma Kevser Hanım pencereden çok sevdiği sarı kedisine sesleniyormuş gibi geldi. Sarmanımız Kâtip Mustafa Çelebi Mahallesi’nde fare bırakmamış, Fatma Kevser Hanım kedisinin dünyadaki........

© Karar