menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Oğuz Atay, Cihat Burak, Aydın Boysan ve diğerleri...

19 27
yesterday

75’e kadar Suâdiye çok güzeldi, semt-i dildârım yazları sayfiyeye gelenlerin anason kokulu kristal kahkahalarıyla çın çın çınlar, kışlarıysa biz bize kalırdık. Yazları iki bin beş yüz kadar olan nüfusun, kışları beş yüzün altına düştüğünün tanığıyım. Ceplerimizde para yoksa da, Bostancı’daki mendirek mahalleden arkadaşlarımızla plajımız olurdu, çantalarımıza yiyeceklerimizi ve kitaplarımızı alır, sabahın köründe öyle inerdik denize. Mendirekte güneşlenirken, ‘72’de veya ‘73’de, okuduklarımdan biri Oğuz Atay’ın iki ciltlik “Tutunamayanlar” romanıydı, birkaç yıl önce TRT ödülünü almasına rağmen okuyanına rastlamamıştım. Yıllar sonra, romanın hiç satmadığını, Sinan Yayınları’nın deposundakileri sahhaflara verdiğini öğrenecektim. Üniversiteye başladığımda da Arslan Kaynardağ’ın Elif Kitabevi’nin önünde adam boyunda üst üste dizildiğini anımsıyorum. Oradan en az dört takım “Tutunamayanlar” alıp, farklı tarihlerde arkadaşlarıma hediye etmiştim, onlardan ikisi ‘80 sonrasında edebiyatımıza ansiklopedik madde bile oldu, ancak hediye ettiğim Oğuz Atay’ı merâk edip de okuduklarını sanmıyorum.

Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” romanı, yıllar boyunca Emin Ersoy’un Dost Kitabevi’nde hiç satılmadan kaldı. Üç, belki de dört yıl. Oysa, tek takımdı. Dost Kitabevi, Kurudere Sokak ile Hazan Sokak’ın kesiştiği köşede 4 kapı numaralı Dostlar Apartmanı’nın altındaydı, şimdi yerinde Orhan Yapı var, yanındaki butikse ‘70’lerde arkadaşımız Cengiz Soydan’ın bakkalıydı. Emin ağabey o yıllarda Selahattin Hilav ile Gümüşsuyu’nda kalıyordu, bazı gecelerseyse Oğuz Atay’ın, Selahattin Hilav, Pakize Kutlu ve Emin Ersoy ile Beyoğlu’nda demlendiğini duyuyordum. Bu dediğim, kesinlikle Oğuz Atay’ın Pakize Kutlu ile evlendiği ‘74’den önceydi, ama ‘72 olamaz, muhtemelen “Beyaz Mantolu Adam” filminin çekildiği ‘73’deydi. Bir gece aynı kadro yine meyhânede buluşmuşlar, masadakileri çamçak ağızlı yapan ar namus şişesi boşalınca, Oğuz Atay dayanamayıp, “Arkadaşlar, yıllardır merâk ediyorum, benim roman hakkında ne düşünüyorunuz?” diye sormaz mı, herkesin ağzından sakız düşüvermiş. Başlar önde, kimseden ses yok. Bırakın Emin Ersoy’u ve Selahattin Hilav’ı, romanı sevgilisi Pakize Kutlu bile okumamış. Hesap ödenip, suratlar allak bullak, meyhâneden çıkılmış, Oğuz Atay ve Pakize Kutlu çifti Hayriye Caddesi’ne sapınca, Emin ağabey Selahattin Hilav’a çok utandığını, eve gidince mutlaka romanı okumaya başlayacağını söylemiş.

Oğuz Atay, mühendis edebiyatçıydı, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezûndu. ‘70’lerde Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde asistanlık yaptı. Oradan önce de Kadıköyü Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu’nda topoğrafya hocalığı yapmış. Yanarım yanarım da, en fazla Oğuz Atay’ın, çok okunduğunu diyemeyeceğim, çok sattığını göremeden aramızdan ayrılmasına yanarım. Onun ‘80’den sonra ucubeleşen pazarda okunmadan bir “edebiyat yıldızı” olarak şişirilmesiyse, rahmetliyi mezarında ters döndürmüştür. Hiç kuşkusuz “Tutunamayanlar” olaya dayalı klasik bir roman değildi, belki de Bâb-ı Âli’de bir ilkti, Oğuz Atay anlamı okuyanın üreteceği metin içinde metinler yazmıştı. Şâyet Hayati Asılyazıcı arkadaşı olmasaydı ‘70’lerde Oğuz Atay’ı basacak yayıncı muhtemelen çıkmazdı.

Oğuz Atay’a mühendis edebiyatçı dedim, Mehmet Eroğlu’na ise edebiyatçı mühendis diyeceğim. Mühendisliğini bilmiyorum, ancak on numara edebiyatçıdır, onun “Issızlığın Ortasında” ve “Geç Kalmış Ölü” romanlarına bayılırım. İkisi de sakıncalı........

© Karar