menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Maria Pia’nın eşeği, Hacı Bekir’in beyaz çevirmesi

7 0
29.07.2026

Kış, Allah gazabı, kuluna azabı. Havalar soğudu, 3 Aralık’ta yurdun batı kesimlerinde saatte yüz on kilometre hızla esen rüzgâr cam, çerçeve ve çatı ne varsa indirmiş, ağaçları ise köklerinden söküp uzaklara savurmuş. Bunun peşi mutlaka grip salgını. Ayın sonuna doğru gazetelerden sadece Eskişehir’de bile yüzlerce memûrun ve işçinin salgından yatağa düştüğünü okuyacaktık. Kışı kim seviyorsa edebiyatını da ona bırakıp, ben şimdi Aralık ayının aklımda kalan manyaklarını sayacağım.

Onları önce bir kâğıda not düşeyim dedim ama bir iki isimden sonra korktum. ‘69’un bütün manyakları Aralık ayında toplanmıştı galiba. 1 Aralık’ta, Horhor’da eski bir konakta oturan otuz yaşındaki Suna Dereköy saat 19.00 sularında cinlenip tabancayla sağa sola ateş etmiş. Talihsizliğe bakın ki, mahalleden on beş yaşındaki Nesrin Saatçıoğlu ismindeki bir kız çocuğu bakkaldan evine dönerken Suna manyağının tabancasından çıkan serseri kurşunlardan birini alnına yemiş. 3 Aralık olmalı, manyak bu defa Üsküdar’daki Toygartepe’dedir. Toygar Hamza Sokak’taki 18 kapı numaralı tek katlı ahşapta, kasap Ahmet Karataş, kırk beş yaşındaki karısı Ruziye ve on iki yaşındaki kızları Sedef oturuyormuş. Saat 02.00 sularında Ahmet’in ahşabından alevler yükselince yangın mahalline itfâiye gelmiş. İtfâyeciler ahşapta Ahmet’i ve Ruziye’yi baltayla doğranmış hâlde buluyorlar, on iki yaşındaki Sedef’e ise tecâvüz edilmiştir. 6 Aralık günlü gazetelerde “Polise göre küçük kız yalancı” manşetli haberi anımsıyorum, bir de film kareleri gibi Sedef’in fotoğrafları sıralanmıştı. Aynı gün polisin yalancı dediği kızın ifâdesine nazaran bir zanlı yakalanıyor, üç çocuk babası kırk iki yaşındaki Süleyman Sami Kocamaz, aklımda kasabın kız kardeşinin kocası gibi kalmış. Adam “Ben katil değilim!” diyor, sonrasını ise nedense kaçırmışım. Arayıp bulan bir okurum olursa, beni de mutlaka bilgilendirsin. Belki eski polis şeflerinden Orhan Gazi Canbulat ağabeyimiz biliyordur. 7 Aralık gazetelerinden Milliyet, “Su testisi su yolunda kırıldı, Bolu Canavarı’nı Jandarma öldürdü” manşetiyle hânelerimize girmişti. Bolu Canavarı’nın ismi Hasan Duman’dı, mapustan iki defa firâr eden bu Hasan’ın, adam öldürmekten, yol kesmekten ve kadın kaçırmaktan yığınla kaydı varmış. Jandarma onu Bartın’ın Gökpınar köyünde kıstırıyor, çıkan müsâdemede ise taşlıköy cehennemindeki cümle idamlıkların yanına taşınıyor. Bu kadarla kalsa iyi, 20 Aralık’ta Bursa’da mobilyacılık yapan Niyazi Mert, Yalovalı oto tamircisi Kadri Gönüllü’ye kaçan yirmi dokuz yaşındaki kızı Süreyya’yı cadde ortasında vurup öldürmüştü.

Sıkıldınız mı, öyleyse 4 Aralık’ta rakılara gelen zamlara geçelim. Yeni Rakı’nın büyüğü 23.00, küçüğü ise 11.50 lira olmuş. Artık Kulüp’ün büyüğü 27.00, küçüğü 13.50, Altınbaş’ın büyüğü 35.00, küçüğü ise 17.50 lira raflarda. Rakı fiyatları yüzde on yedi artarken, Süreyya Plajı’nın karşısındaki Serap Caddesi’nde denize nâzır yüz metrekarelik evler yarısı peşin, yarısı yirmi dört ay taksitle 75 bin liraya satıştaydı. Anlayacağınız, 3.260 şişe Yeni Rakı içeceğinize bir daire sâhibi olabiliyordunuz. Bugün Yeni Rakı’nın yetmişliği 1.525 lira, İstanbul’da yüz metre karelik daire fiyatlarının ortalamasıysa 7 milyon 350 bin liraymış. Bu da 4.820 şişe Yeni Rakı almayıp, o paraları biriktirirseniz, ancak bir daire sâhibi olabileceğiz anlamına geliyor. Bir insan ömrü boyunca bu kadar rakı içebilir mi, bilmiyorum. Siz Birinci Dünya Savaşı sırasında on sekiz bin okka rakı içtiğini söyleyen Neyzen Tevfik’e ise inanmayın. Üstâdımız muhâbirle alenen kafa bulmuştu, şâyet söylediği doğru olsaydı, ona otuz beş sene erkenden mezar taşı dikerdik.

16 Aralık’ta İstanbul Boğaz Köprüsü inşaatı 303 milyara ihâle edilmiş.........

© Karar