“Buzzzzz gibi Alaska frigooooo!” |
'69’da Suâdiye’de oturduğumuz Uğur Apartmanı’ndaki caddeye bakan dairemizi iyi anımsıyorum. Girişte solda mutfak, sağda tuvalet vardı. Oradan salona geçiliyordu. Salonun sağındaki kapıdan girinceyse, sağda ve solda iki oda ve onların ortasında bir banyo karşımıza çıkıyordu. Salonun sadece iki duvarında pencere yoktu, oralara da babamın Siirt’te yaptırdığı siyaha boyalı çok raflı demir kitaplıklar yerleştirilmişti. Az kalsın unutuyordum, sahi ya caddeye bakan salon penceresinin sol kısmındaki duvarda da kitaplığımız vardı.
Annemin öğretmen, babamın ise ilköğretim müfettişi olması nedeniyle iki yılda bir başka şehre taşınıyorduk. Maalesef her defasında ahşap kitaplıklarımız kırılıp döküldüğünden, babam sonunda demirden kitaplık yaptırmıştı. Başlarına ne gelirse gelsin, kırılmazlardı, şekilleri de bozulmazdı. Bu kitaplıklarımızı niçin siyaha boyatmıştı, bilmiyorum. Koltuklarımız ise kırmızı buklet kumaşla döşeliydi, İskandinav tasarımını andıran modern bir tarzı vardı. En fazla da hardal sarısı, avokado yeşili, bitter çikolata kahverengisi, turuncu ve nar kırmızısı kombinasyonuyla dikkat çeken op-art desenli perdelerimizi seviyordum. Onları da Siirt’te diktirmiş olmamıza rağmen hoş bir tesâdüf olarak Erzincan’daki ve Suâdiye’deki evlerimizin pencerelerine uymuştu. Salondaki üç sehpada ise mutlaka ayın veya haftanın dergileri yığılı olurdu. Ant, Türk Solu, Aydınlık Sosyalist, Proleter Devrimci Aydınlık, Varlık, Yelken, Türk Dili, Yeni Dergi, Papirüs, Ses, Hayat, Tarih ve Resimli Roman aklıma ilk gelenler. Kitaplıkların üst kısmında İbrahim Balaban’ın dört yağlı boya tablosu asılıydı. Ancak kitaplarımız sadece salondakiler değildi, kardeşimle benim odamdaki metal gövdeli ahşap raflı iki parça kitaplığımızda da Doğan Kardeş, Miki, Zıp Zıp, Tarzan, Ceylan, Yuki ve Tina ciltleriyle Doğan Kardeş’in, İyigün’ün, Atlas Kitabevi’nin, Arkın’ın ve Rafet Zaimler’in kitapları diziliydi. Ansiklopedi olarak on bir ciltlik Cumhuriyet Ansiklopedisi’ni çok severdim. Ayrıca, ne kadar çizgi roman çıkıyorsa da hepsini Ali Bakkal’dan alıyordum.
Gümüzün gençleri bilmez, o yıllarda kaloriferli daire pek yoktu, salondan Zümre kömür sobası, yatak odalarımızdaysa birer Vezüv gaz sobası aklımda kalmış. Çok sevdiğim yeşil kuzineyi Erzincan’da bırakmış, onun yerine İstanbul’da Zümre’yi almıştık. Banyolarda ise altları odun veya sıkıştırılmış talaş sobalı silindirik bakır kazanlar kullanılırdı. Küvet ne arar, küvetli ilk evimiz ‘81’de taşınacağımız Ataş Apartmanı’ndaki dairemiz olacaktı. ‘69’daki buzdolabımız Frigidaire’ydi, galiba ‘60’da veya ‘61’de Samsun’da alınmış, artık nasıl sağlam bir şeyse ‘82’de bile teklemeden çalışıyordu. Merdaneli çamaşır makinemizi Kızılcahamam’dayken ‘62’de almıştık, Arçelik markaydı. Üç gözlü set üstü mutfak ocağında Suâdiye’de Aygaz tüpünü kullanıyorduk, Erzincan’da ise İpragaz’dı, bir de yedek olarak Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun gaz ocağı dolapta dururdu. Mutfakta ‘71’e kadar çakmak hiç anımsamıyorum, ocağın yanında kutu kutu Türkay veya Malazlar kibritleri dururdu. Elektrik süpürgemiz Hoover’di, dikiş makinemiz ise Singer, bakkala kasaba giderken yanımıza ağ örgülü pazar filemizi veya plastikten kırmızı pazar sepetimizi alırdık. ‘38’de eski gazetelerden kese kâğıdı yapılması yasaklanmasına rağmen, bakkallar ve manavlar ‘69’da hâlâ gazetelerden yapılma kese kâğıtlarını kullanıyordu. Onlara bayılırdım, annem içlerindekileri boşaltınca da hemen yapışkanlı yerlerinden açıp okurdum. Kese kâğıtlarına benim kadar siyah beyaz kedimiz Timur da merâklıydı, ne zaman elime büyük boy bir kese kâğıdı alsam, koca bebek içine girmeye çalışırdı.
Yaz sıcakları bastırdı ya, yazlık modası da patlamıştı. Yalova’daki Engin Plaj Sitesi’nin gazetelerdeki ilanını bizimkilerin bile kesip salondaki orta sehpanın üstüne koyduklarını anımsıyorum. Bu gazete kesiği yıllarca da ciltli bir defterin arasında durdu, geçen gün bir........