menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yanlış var, suçlu yok

74 0
17.04.2026

Son günlerde Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşanan okul saldırılarıyla tarifi mümkün olmayan bir acının içine daldık. Tüm bu olanlar birkaç münferit olayın yarattığı dehşetle sınırlı görülebilecek gelişmeler olamaz. Aksine uzun zamandır biriken ve görmezden gelinen toplumsal kırılmaların çocuklar üzerinden görünür hâle geldiği bir eşik noktası. Vefat eden bu kadar çocuğumuzun, öğretmenin acısı tam kalbimize oturmuşken, elim olayın ardından kurulan dil, dağıtılan sorumluluk ve ortada bırakılan sahipsiz yük daha ağır bir mesele olarak karşımızda duruyor.

Bu ülkede elde edilmiş hemen her başarıyı sahiplenme konusunda son derece mahir bir siyasal refleks varken, en küçük bir kriz anında sorumluluğun buharlaşması uzun zamandır kurumsal bir alışkanlık hâlini aldı. Olaylar yaşanır, hayatlar söner, aileler perişan olur ancak kamu otoritelerinden beklenen hesap verme ya da ahlaki sorumluluğu üstlenme iradesi bir türlü ortaya çıkmaz. Bunun yerine suçu dağıtan, yükü sürekli başka adreslere yönlendiren ve meseleyi hızla kapatmaya çalışan bir dil devreye girer. Bu dilde suç kimi zaman sosyal medyaya yüklenir, kimi zaman ailelerin denetimsizliğine bağlanır, kimi zaman da gençliğin içinden geçtiği muğlak bir “yozlaşma” anlatısına havale edilir. Böylece herkes biraz suçlu ilan edilir ve bu yaygınlaştırılmış suçluluk, asıl sorumluluğu görünmez kılan bir sis perdesine dönüşür. Oysa bütün bu işaret etmeler içinde eksik kalan, hatta özellikle eksik bırakılan tek yer, bu yükü gerçekten taşıması gerekenlerin üzerindeki o tuhaf yapışmazlık hâlidir; neredeyse dokunulmaz bir günahsızlık kurgusu.

Çocuk dediğimiz varlık aileden, okuldan ve içinde yaşadığı kültürel iklimden ayrı düşünülerek açıklanamaz. Bu üç alanın birbirine değdiği yerde oluşan kırılgan bir denge vardır ve ortaya çıkan her sonuç bu dengenin izlerini taşır. Ekonomik baskının arttığı,........

© Karar