Hızlanan değerler, zayıflayan hafıza: Dün, bugün ve yarın arasında |
Dünya genelinde ahlaki ve toplumsal değerler geçmişe kıyasla çok daha hızlı değişiyor. Dün tartışmasız kabul gören normların bugün sert biçimde yargılanması, bir dönem hoş görülmeyen bazı tutumların ise sıradanlaşması, bu hızın en görünür sonucu. Bu değişimde teknolojinin ve görece artan refah seviyesinin rolü açık. Ancak asıl dikkat çekici olan, değişimin temposu: Geçmişte yüzyıllara yayılan dönüşümler bugün birkaç on yıla, hatta bazen birkaç yıla sığabiliyor.
Modern sosyolojinin kurucu isimlerinden Durkheim, toplumsal dayanışma biçimlerinin değişmesiyle normların da dönüşeceğini vurgulamıştı. Max Weber ise modernleşmeyle birlikte geleneksel otorite biçimlerinin çözülüp rasyonel düzenin güçleneceğini öngörüyordu. Bugün yaşadığımız değer kaymaları, klasik modernleşme teorilerinin dijital çağdaki hızlandırılmış versiyonu gibi. Z. Bauman’ın “akışkan modernite” kavramı ise tam da bu zemini tarif eder: Sabit normların yerini geçici ve müzakereye açık değerler alıyor.
Benim gibi 50’li yaşlarını geçenler bu değişimi daha çarpıcı biçimde hissediyor. Lise çağlarımda aile içinde sık sık evlilik konusu gündeme gelirdi, o günün koşullarında bu “olağan” bir ihtimaldi.
Evlilik yaşının 30’lara dayandığı günümüzde çocuk yaşta evliliklerin geniş ölçüde reddedilmesi, birey hakları anlayışındaki dönüşümün bir göstergesi. Elbette bu dönüşüm homojen değil; dünyanın bazı yerlerinde, bizde yasal olarak çocuk kabul edilen yaşlarda evlilikler hala yapılabiliyor. Bu durum bize değer değişiminin evrensel değil, bağlamsal ve eşitsiz ilerlediğini hatırlatıyor.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu dönüşüm, bireyin aile ve cemaat karşısındaki konumunun güçlenmesiyle ilişkili. Geleneksel toplumlarda evlilik, bireysel tercih değil, aileler arası bir düzenlemeydi. Modern........