menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitimde öldürücü umut

22 0
03.06.2026

Geçtiğimiz pazartesi günü gazetemizin Görüşler sayfasında yayınlanan Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdülbaki Değer’in “Öldürücü Umut: Gelecek Aynası ve Yoksulluk Sarmalında Bugün” başlıklı yazısı, içine düştüğümüz ve yıllardır boğazımızı sıkan enflasyonist ortamın yarattığı toplumsal tahribatı ele alıyordu. Ancak ben Değer’in açtığı düşünsel patikadan bir başka alana, eğitime uzanmak istiyorum.

Nietzsche, Pandora efsanesini yorumlarken umudu “insanın işkencesini uzatan en büyük kötülük” olarak tanımlar. İlk bakışta karamsar görünen bu yaklaşımın hedefinde, insanı harekete geçiren umut değil; onu mevcut acıya razı eden, kurtuluşu sürekli geleceğe erteleten sahte umut vardır. Buna karşılık Alman filozof Ernst Bloch, “Umut İlkesi” adlı eserinde umudu insanı geleceğe taşıyan, henüz gerçekleşmemiş olanı mümkün kılan dönüştürücü bir güç olarak ele alır ve “mesele umudu öğrenmektir” der.

Bir tarafta insanı uyuşturan umut, diğer tarafta insanı dönüştüren umut... Değer’in yazısı tam da bu iki yaklaşımın kesiştiği yerde duruyor. Çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz temel sorun, umudun yokluğu değil; umut ile gerçeklik arasındaki bağın giderek zayıflamış olmasıdır. İnsanları geleceğe hazırlayan umut ile onları bugünün ürettiği sorunlara mahkûm eden umut arasındaki farkı göremediğimizde, umut bir çıkış kapısı olmaktan çıkar, içinde debelendiğimiz düzenin görünmez duvarlarından birine dönüşür.

Belki de bu nedenle eğitim sistemimizi konuşurken sınavları, müfredatı ve diplomaları tartışmadan önce çocuklarımıza hangi umut biçimini sunduğumuzu sorgulamak zorundayız.

Yıllardır aynı hikâyeyi anlatıyoruz.

“Daha çok çalışırsan başarırsın.”

“İyi bir okul kazanırsan hayatın........

© Karar