menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nimet, külfet ve şükür dengesi

23 0
09.03.2026

Ramazan ayı, insanın yalnızca neye sahip olduğunu değil, sahip olduklarının ne anlama geldiğini yeniden düşünmesine, tefekkür etmesine vesile olan bir fırsat mevsimidir. Açlık ve yoksunluk, nimeti; sükûnet ve tefekkür ise şükrü daha görünür kılar. Bu yönüyle Ramazan, hayatın tamamına dair bir denge çağrısıdır: Nimet, külfet ve şükür arasındaki denge.

Mesnevi’deki “oduncunun eşeği” hikâyesi, bu dengenin ne kadar hassas olduğunu, sade ama çarpıcı bir şekilde anlatır: Bakımsız, yorgun bir eşek vardır. Sahibinin padişah katında bir tanıdığı, bu eşeğe acır ve bir süre padişahın ahırında bakılmasını sağlar. Ahırda her şey muntazamdır: Yem bol, bakım düzenlidir. Eşek için bu bir yükseliş gibidir. Bu bolluk ve huzur ortamında yaşarken aniden bir savaş çıkar. Padişahın atları cepheye gider. Dönebilenler yaralı, uzuvları eksik ve yıpranmıştır. Atların hâlini gören eşek o zaman eski hâline şükreder.

Bu hikâye bize basit ama çoğu zaman gözden kaçan bir hakikati hatırlatır: Her nimet, beraberinde bir külfet taşır. Görünen imkânlar çoğu zaman görünmeyen bedellerle birlikte gelir.

İŞ HAYATINDA NİMET VE KÜLFET

İş hayatında “nimet” olarak görülen pek çok şey vardır: Yüksek maaş, prestijli unvan, büyük şirket, geniş yetkiler… Ancak bunların her biri, aynı zamanda ciddi külfetler barındırır: Artan sorumluluk, stres, belirsizlik, sürekli performans baskısı, azalan zaman ve özgürlük.

Mesnevi’deki eşeğin durumu, günümüz iş insanının sıkça düştüğü bir........

© Karar