Evren ve insan

Gökyüzüne baktığımızda kendimizi çoğu zaman evrenin büyüklüğü karşısında küçük hissederiz.

Gözlemlenebilir evrenin büyüklüğüne ilişkin tahminler trilyonlarca galaksiyi, yıldızların sayısına ilişkin tahminler ise akıl almaz büyüklükte rakamları işaret ediyor. Bu rakamlar kesin olmaktan ziyade bilimsel modeller ve gözlemler üzerinden yapılan tahminlerdir. Ancak kesin olan bir şey var: İnsan, kozmik ölçekte son derece küçük olmakla beraber; evren hakkında soru sorabilen, onu araştırabilen ve kendi varlığını sorgulayabilen bir varlıktır.

Evrenin içindeki insan

İnsan bedeni ile evren arasında ilginç bir ortaklık vardır: İkisi de aynı fiziksel dünyanın parçalarıdır.

Bedenimizin büyük bölümünü hidrojen, oksijen, karbon ve azot gibi elementler oluşturur. Bu elementler evrende de bulunan elementlerdir. İnsan bedenindeki elementlerin kozmik kökenleri düşünüldüğünde, insanın evrenden ayrı ve ona yabancı bir varlık olmadığı açıkça görülür.

İslami bakış açısından ise bu durum daha farklı ve daha derin bir anlam taşır. Kur'an insanın yaratılışını toprakla ilişkilendirir: “Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık.” (Mü'minûn, 23/12).

İnsanın biyolojik yapısı ile evrenin büyük ölçekli yapıları arasında da dikkat çekici bazı benzerlikler bulunmaktadır. Özellikle beynin nöron ağları ile galaksilerin oluşturduğu kozmik ağların bazı yapısal özellikleri bilimsel araştırmalarda karşılaştırılmıştır. Bir çalışmada iki sistemin ağ ve morfolojik özellikleri arasında bazı benzerlikler bulunduğu gösterilmiştir.

İnsan evreni gözlemleyen, onun hakkında bilgi üreten ve “Ben kimim, nereden geldim, evren nedir?” sorularını sorabilen bir varlıktır. İnsanın evren karşısındaki asıl ayrıcalığı burada ortaya çıkar: İnsan, içinde bulunduğu bütünü anlamaya çalışan bir varlıktır.

Tasavvuf kültürüne göre insan, evrenin özü ve küçük bir modeli, evren ise insanın büyütülmüş şeklidir. Devasa evrenin içindeki insan, dış ve iç evrenin idrakine vakıf evrendeki tek varlıktır. İdrak özelliği ile kâinatın şuurlu bir mensubu, evren kitabının okuyucusu ve sahip olduğu yeteneklerle evreni etkileme gücüne sahip bir varlıktır.

Çevremizdeki bütün varlıklar gibi insanın da bir ömrü var. İnsanın kendi ölümünü soyut, bilinçli ve varoluşsal bir problem haline getirebilmesi onu diğer canlılardan belirgin biçimde ayırır. Bu farkındalık ölüm kaygısı oluşturur.

Belki de bu sebeple insanlık tarihi aynı zamanda bir ölümsüzlük arayışının tarihidir.

Krallar sonsuz gençliğin ve hayatın peşine düşmüş, simyacılar hayatı uzatmanın........

© Karar